|
||
| Köprünün ötesindeki pencere Aptülkadir ELÇİOĞLU Sahnede bir rock şarkıcısı grubuyla birlikte muhteşem bir kalabalığa konser veriyor. Geçmişin siyah – beyaz televizyon yayınında bu görüntüyü meraklı gözlerle izliyoruz. Gitar solosunun tansiyonu yükselttiği şarkının final bölümünde kamera yüksekten seyircilere doğru yöneliyor. O anda epik tiyatronun ustalarını bile imrendirecek bir yabancılaştırma ile karşı karşıya gelirken oradaki seyirci kalabalığının cansız mankenlerden oluştuğunu anlıyoruz. O dönemin TRT TV’sinde çıkan bu görüntü İlhan İrem’in şarkısına aitti. Buna “klip” dememiz bile olası değildi, zira o zaman için “klip” dünyada bile çok yeni bir keşifti. 1973’te “Birleşsin Bütün Eller” ve ardından “Anlasana” isimli 45’lik plaklarıyla bir dönemin simgesi haline gelen İlhan İrem, 80’lerde karşımıza senfonik rock denemeleriyle çıkacaktı. Bunu biraz da Tarık Akan’ın oyunculuk serüvenine benzetebiliriz. Çıkışında “Salon Filmleri” diye tabir edilen, gişe hasılatı hayli yekünlü aşk filmlerinin aşk filmlerinin vazgeçilmez jönü olan Tarık Akan, sonraları toplumcu gerçekçi sinema yapıtlarını tercih edecekti. İrem’in ki de böylesi bir değişim gibi gelirdi bana. Ancak o “Genç Kızların Sevgilisi” imajını reddedip, bir gecenin sabahı uyanınca toplumcu hatta yer yer protest ironiler katan şarkı sözleri ve sert gitarlarla rock yapmaya karar vermedi. İlk dönemini oluşturan aşk şarkılarında rock hissedilmese de titizliği onun iyi bir rock dinleyicisi olduğunu belli ediyordu. Yanı sıra 70’lerin sonuna doğru yaptığı “Bezgin” ve “Olanlar Olmuş” bu değişimin ilk belirtilerini gizlemeksizin verebiliyordu. İlhan İrem’deki bu değişim kendi döneminin rock başlangıçlı müzisyenleri için de geçerlidir. Rock sevdasıyla başlayan ve bu yeni tarzı sunmaya kalkan müzisyenlerimiz “Müslüman mahallesinde salyangoz satma” çaresizliğine düşünce yeni denemelere gireceklerdi. Birçoğu Anadolu ezgilerini müziklerine katarak pop ve rock yapma yolunu seçti. İlhan İrem de bunu kentli bir bakışta aşk şarkıları şeklinde götürecekti. 10 yıllık bir süreçte toplumu ısıtan bu deneyler sonucunda kafalarındaki müziği tam sunabileceklerdi ki gelen arabesk hakimiyeti ve yanı sıra eşlik eden gerici darbe bu birikimi yerle yeksan edecekti. Cem Karaca ve Barış Manço’nun uğraşları bu ülke insanını ilerde yapacakları rock müziğine ısındırmaya başlamışken vuku bulan arabesk darbe bütün köprüleri yıkmıştı. İşte böylesi bir katastrofta albümleriyle “Pencere” ve “Köprü” açacaktı İlhan İrem. DON KİŞOT GİBİ Bu yıkımın iyi olan bir yanı da İlhan İrem’in bütün renklerini hissetmemizi sağlamasıydı. Yokoluş günlerinde o müzik adamlığının yanısıra şair, ressam ve yazar kişiliklerini de ortaya çıkaracaktı. Hoş bunlara imkan sağlayan da yağtığı senfonik rock tarzından başkası değildi hani. Yıllardır dinleyicisi olduğu Pink Floyd’un itici gücünü oluşturduğu bu tarz böylesi geniş açıya imkan verebiliyordu. İlhan İrem’in rock dönüşümü öylesi sığ bir değişim değildi. Kültürel boyutu da kendini gösteriyordu. Çevreci, insancı, ironik eleştirel yaklaşımı yer yer müziğinin dışında da yaşam biçimine dönüşüyordu. O dönemde TRT’ye küpe takıyor diye çıkarılmayınca verdiği tepki, gerici şahlanışa karşı yaptığı şarkısının sadece TRT’de değil albümüne konulmasının da yasaklanması başlıca sayılabilecek vakalardandı. 80’lerde başlayan Batı destekli liberal ve gerici karşı devrimin 90’larda çatısının inşası kültürel boyutumuzda da kendini sonucu ilginç bir “Pop Patlaması” yaşanacaktı. O buna bir şarkısında “Dilimde hep aynı şarkı idiyot muyum ben” sözleriyle ironik bir yanıt verirken aynı zamanda Don Kişot’luğunun da izlerini sunacaktı. Sonra iyicene bu kirlenişten elini eteğini çekerek görünmez oldu. Bu inzivaya çekiliş müzikten uzak kalması anlamına gelmiyordu. O baştan itibaren yaptıklarını zaman içinde günümüz teknolojisine uygun olarak CD şeklinde yayınladı. Bunun sonucunda bütün külliyatını yozlaşan piyasaya karşı bir bayrak gibi sallayacaktı. Ama hiçbir zaman ortada görünmeksizin. 14 yıl süren sessizliğini geçen yıl bozmuştu, İlhan İrem. İstanbul Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda verdiği konser sonbahar yağmurunun gazabına rağmen tıklım tıklım dolmuştu. Bu belki de çürümeye karşı kaliteye hasret insanların açlığı gibiydi. Akabinde İzmir ve Ankara’da da tekrarlanan konserlerle özlem son bulmuştu. Bu Cumartesi gecesi Kuruçeşme Arena’da onunla birkez daha buluşacağız… Bu yokluk günlerinde buna fena halde ihtiyacımız vardı hani. 25 Ağustos 2007 - Cumhuriyet Gazetesi / Cumartesi Eki |
||