|
||
| ... yağmur hala dışarda ıslatıyor kaldırımları.. güneşi kaçırdı rüzgarla işbirliği yapıp.. koşuşan insanlar ıslanmamak için.. yürümek sıkıcı değil bugün.. havaya aldıran kim.. sarhoşun biri kaldırımı mesken tutmuş.. düştü düşecek.. insanlara bir şeyler söylemeye çalışıyor.. belki yeni bir şişe parası.. sonra da uyuya kalıyor olduğu yerde.. trafikte bi yerlere yetişmeye çalışanlar.. saatlerdir aynı yerdeler.. küfürler sıralıyorlar, geç kalmanın acısıyla kornaya saldıranlar.. keskin korna sesleri.. sıcak bir poaça kokusu yayılan.. sıra sıra dizilen sıcak simitler.. martılar denizin üzerini örtmüşler.. battaniye gibi.. yaşlı bir çift bankta oturmuş.. belki bir daha göremeyecekleri manzaranın tadını çıkartıyorlar.. biraz ilerde bir gitar sesi yankılanıyor.. öylesine güzel ki.. dinledikçe insanı kendine götürüyor biraz daha.. gitarı çalan kaptırmış kendini.. yoldan geçenlerin anlamsız bakışlarını görmeksizin.. gözlerini kapayıp başka dünylara yolculuğa başladı bile.. çaldıkları sadece içinden gelenler.. müzik hayatı.. hayatta kalması için gerekekli en önemli madde.. dünyanın en güzel melodileri gökyüzüne çıkıyor yavaş yavaş.. çocuğun suratında mutluluk karışımı küçük bir tebessüm.. |
||
|
||
| neden devam etmiyorsun sevecen, yüreğinin ezgilerine... Bir adım at dışarı çık! ışık ve sevgiyi doldur ceplerine sonsuz olsun maceran... |
||
|
||
| Kendimizi şımartalımmı? Kendimizi şımartalımmı? Hayat seçeneklerle dolu ve ben kendimi hiç sevmedim, Hep verdim bir şeyler çevremdekileri hep sevdim ama kendimi hiç sevmemişim meger. Ben içimdeki bene sahip çıkmazken..hep sevdiklerim için yaşamışım, koskoca hayatı.hayat beni yaşamadan ben hayatın içinde hep başkalarını yaşamışım. Umursamamışım sağlıgımı kendimi 5 kuruşa harcamışım eskilerdeki gibi bir hayat şekerine. Çaglayan gibi akan şelale gibi olmuşum hayat dönüşüm yolculugunda.. .Çemberimi hiç daraltmamışım,ve hep geniş tutmuşum. Hep aglamışım hayatım akışlarında ama kendim için aglamışsam namert olayım demişim.Hiç söz vermemişim kendime kendi hayatımı ertelemişim. Ve bana yapılan duygusal şentajlara boyun egmiş sömürülmüşüm.Ütobik düşünmüşüm hayatı. Bir gün taaki o sesi duyana kadar içimdeki ses kendini şımart dedi tüm yaptıklarını bırak bir kenara ör duvarı insanlara duyma !sagır ol !tüm seçenekleri bırak hayatın boşluguna şımart kendini ödüllendir artık dedi. İyide bilmemki nasıl olur şımarıklık dedim? Bugün hemen başla dedi en çok sevdigin ne var ne yapmak istersin nasıl başlamak istersin hayata..... Unutmuştum bencileyin neyi sevdigimi bile bilmiyordum... Hani eskiden yapardın ya sabah kalktıgında güneşi selamlardın ya seni seviyorummmmm güneş derdin içerdin bahçende bir fincan kahve haaa unuttum birde yaagmur vardı sevdigin.yagmuru seyrderken yakardın bir sıgara .....Keyfine diyecek yoktu o zaman işte bu kadar basit demi şımarıklıgın alası bu ya dedi.... Evet bugün şımartım kendimi sabah kalkıp dogan güneşe bakıp haykırdım seni seviyorummmmmm güneş.. .aldım elime bir fincan kahve, çektim bir nefes sıgara içime bu gün şımartım kendimi....... Ya sizler sizler nesıl şımartırsınız kendinizi.. şımarık günler için buluşalım birazda ne dersiniz..... |
||
|
||
| Hayat; bize armağan olarak sunulan bir paket Zat-ı ebed'den.. Mutluluk, hakkımız olan ve her ne pahasına olursa olsun bizim olması gereken, peşine düşüp elde edeceğimiz bir sermaye değil, içimizdeki, musluğunun sevgiyle yaklaşıldığı takdirde açılacağı huzur ve haz çeşmesi. Gece Ay'ın, Gündüzleyin Güneş'in dansını seyretmek yıldızlarla.. Ve yıllardır bakakaldığımız yağmura, aydınlanmış bir ruhla eşlik etmek, her damlanın toprağı öpüşünde, yükseldikçe yükselmek, arınmaların en güzeli olsa gerek.. Ve İlahi döngünün farkındalığıyla dönmek sevgiye. Bu kadar lütufkar bir kainatın bağrında şımarmamak elde mi ?! Işık ve sevgiyle... (Ama işte şehir gürültüsünün, beton yığınları'nın arasında Ay'ı Güneş'i Yağmur'u, sonra kuş cıvıltılarını duymak için evden uzaklaşmak gerekiyor, ne kadar şanslı kimileri aaahh ah! Biz de kendimizi şımartmak için beytepe gölüne gidiyoruz, akşamüstü güneşin batışına nazır soğuk bi bira ve sigara ikilisiyle haa bi de armağan, di mi armağan?) |
||
|
||
| Biz fırtınaya karşı yürürüz. Acılarımız;kimsenin fark edemeyeceği kadar derinlerde, Göğsümüzün içine,tomurcuk tomurcuk gizlenir. Yaşamı hafife alamayız. yüreğimiz ağır gelince,ondan kurtulmayı deneriz. Ancak,buna hakkımız olamaz. Ve geriye,yine benle ben kalırız.Ama biraz yorgun,ama biraz yaşlı,ama biraz bezgin. |
||
|
||
| Mumları üfle, bir dilim kes hayattan Hatırla beni gideceğim yanından Gidişim öyle bir gidiş ki, hep yanındayım Birleşip ayrılan yolun farkındayım Yağmur yağsın, güneş açsın Gökkuşağı insin başına |
||
|
||
| Güneş'i, Ay'ı bulmak için çok uzaklara gitmeye, mavi yolculuklara çıkmaya gerek kalmıyor bazen. Yürek, sevmediği şeyleri kendisinin yarattığını fark edince, "gereksiz" kavramının "gereksiz" olduğunu anlayınca; gri, sisli binaların arasından da görünüyor; protonlar, nötronlar ve elektronlar. Aklımıza vahşice yerleştirilmiş normları aşıp, "sıradan" bir kaldırım taşında bile, yaşamanın, bedeni deneyimlemenin hazzını yaşayabiliyoruz. Bazılarını "şanslı" kılan şey, bence oldukları yer değil, baktıkları gözdür... Herkesde o gözden var. "Hayatın üçüncü gözü" Lakin, bir zamanlama probleminin farkında olmadan cehennemden korkanlar, onları bir mikrosaniye sonra cennete götürecek olan "Bezgin"liklerinden keyif almaya devam ediyorlar. İlk öpüşün coşkusu unutulmuş, çocukluk; uzak... Herkes o elbiseden arınacak kadar cesur olmayabiliyor. Malum, "kendimizi kandırmak" da, bir dünya deneyimi. Yani, Derdimiz başkaydı, Aynı dert. |
||