Gönderen Konu: Sevecenler Katastrofu Bilimsel Olarak Tartışalım mı?  (Okunma sayısı 10330 defa)

Çevrimdışı historian

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 76
Sevecenler Katastroftan ne anlıyorsunuz? Katastrof sizce nedir? Bilimsel olarak kime dayanır?
Basel'de profesör olmayı tanrı olmaya yeğlerdim çünkü evrenin yaratılışındaki bu cimriliği bulamadım kendimde F. Nietszche

Çevrimdışı cnizamoglu

  • ...
  • *
  • İleti: 70
Ynt: Sevecenler Katastrofu Bilimsel Olarak Tartışalım mı?
« Yanıtla #1 : 01 Ocak 2007, 23:00 »
http://www.melektozlari.com/mt/index.php?topic=762.0

---------------------------------------------------
Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne seyreder alem beni

Çevrimdışı ramalas

  • ...
  • *
  • İleti: 85
Ynt: Sevecenler Katastrofu Bilimsel Olarak Tartışalım mı?
« Yanıtla #2 : 02 Ocak 2007, 01:01 »
Kuklacı amca
kadastrof...
Korku
Babil kulesi
ŞALAMAR
Pembe yalanlar
BUNALIM
olmazları ekiyor,olurlar biçiyorum
Anılar içinde güzeli seçiyorum
Şİmdi ne kendimi;
Sen böylemiydin EĞİLEN SELVİ
                        ERİYEN MUM
Bilmediğn bir dilden konuşuyorum
Yine de anlarsın diye SEVİNİYORUM
Gülmeyişine ağlıyorum
SENİ SEVİYORUM...


Çevrimdışı Ozlem Yilmaz

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 43
Ynt: Katastrof, İrem-Gözlem-Bilim
« Yanıtla #3 : 03 Ocak 2007, 14:30 »
Sevecenler Katastroftan ne anlıyorsunuz? Katastrof sizce nedir? Bilimsel olarak kime dayanır?

“İrem, gözlem ve bilim”i içeren bir konuyu açmayı ne zamandır ben de düşünüyordum ancak sanırım günlük hayatta teorik konulara girişlerimin pek çoğu, insanların gözleri devrilen bakışlarıyla sonlandığı için cesaret edemedim...
Şimdi kendime bir de suç ortağı bulmuşken (konuyu açan kişi olarak Sevgili Historian’ı) ve bir yönüyle geleceğe taşınacak bir arşiv oluşturduğumuzu düşünerek İrem-gözlem-bilim ilişkisine, ‘katastrof’ ve ‘evrenbilim’ konularına da girerek aklım erdiğince değinmek istiyorum...

Pozitif bilimlerin temeli gözleme dayanıyor; hayatımızı değiştiren tüm buluşların, bugünün mikro – makro teknolojilerinin ve hatta insan aklının çabalarıyla geliştirilmiş tamamen soyut teoremlerin bile özünde, derinlerinde biryerlerde hep gözlem var...
Olan biteni sebep – sonuç ilişkisi içerisinde görmeye çalışan, sorgulayan, sıradanlıkların sıra dışı yanlarını fark eden bilimsel gözlem...
İrem’in yıllardır eserlerinde kullandığı benzetmelerin, betimlemelerin doğaya dayanan gücünde, bence, O’nun bu alabildiğine titiz bilimsel gözlem ve düşünme yeteneğinin katkısı çok büyük. Temeli buna dayanan o kadar çok satırı var ki...

“Kökleri kenetlenmiş asırlık iki ağaç
Biz bizden kopamayız, kaçabilirsen kaç
.....
Sen ve ben; gece gündüz, bir yaşam kumkuması
Kavuşup-ayrılmamız, bir güneş tutulması
......”

“......
Dünya
Ne ateşler söndürür, Ne ateşler yakarsın
Her akşam sildiğini, Yeni baştan yazarsın
Dünya
Bir boşluğun içinde Durmadan dönüyoruz
Bir çığ gibi döndükçe Yaşam büyütüyoruz
Dünya
.......”

“.....
Bir adım atınca uzuyor boyum
Bir adım atınca ben oyum
Bir adım ileri değişiyorum
Bir adım geri bu ne güzel bir oyun
Bu aynalar insanlarla oynuyor
......”

“Katastrof...”

“Dünya iç bükey insanlarla güzelleşecek anlayacağınız... İçimizdeki görüntülerin tepetaklak durmadığı gün...”
                                                                                                                              (İ.İrem)


Hep bilimi, evreni ardına alarak yapılan anlatım...
“Bir Yıldız”daki duygu, uzayın bir yerinde asılı duran bir yıldızın yalnızlığı ve buna koşulsuz teslimiyetinden daha etkili nasıl anlatılabilir ki...
Yıllardır derinlerde bir yerde O’nun “bilimin de sanatını yapan” çok ender kişilerden olduğunu hissettim...


“Katastrof” konusuna gelirsek bu sözcük için literatürde pek çok açılım var:
-   Ani olarak ortaya çıkan ve etkileri yaygın olan felaket
-   Tiyatroda dramanın son sahnesi; olayların çözüldüğü kısım
-   Katastrof Teorisi

Aslında İrem’in ‘katastrof’u ile bunların her üçü arasında ilgi kurmak mümkün... Ama kitabı ve diğer söylemleri, en derin anlamlarını bence Katastrof Teorisi'yle(*) buluyor.

Bu teori, ilk olarak René Thom (1923 – 2002) tarafından ortaya konmuş. Dinamik sistemler üzerinde yapılan bir davranış incelemesi...
Özünde, bağımsız parametreleri olan non-lineer sistemlerin, parametrelerdeki çok ufak değişikliklerle dengeden nasıl saptıklarını (çekimden itmeye geçiş gibi, deprem gibi...), çok ani ve şiddetli değişimlerini incelemiş. En temelinde bu sistemlere ait bir potansiyel fonksiyon tanımlanmış (Lyapunov fonksiyonu), bu fonksiyonun 2. 3. ve daha yüksek türevlerinin “0” değeri aldığı noktalara dikkat edilmiş. Ancak potansiyel fonksiyona göre çok çeşitli katastrof tiplerinden bahsedilmiş.
Katastrof teorisi, sistemlerin sürekli koşullarda genel geçer davranışlarının ne zaman bozularak “katastrof”un (tekillik) ortaya çıktığını inceleyerek diğer bilim adamlarının “genel doğrular”ın geçersiz olduğu koşulları araştırmasına önayak olmuş ve bu yolculuk, Kaos Teorisi'nin temellerinden birini oluşturmuş.
Ardından Erik Christopher Zeeman çıkmış ortaya… Thom ile birlikte Katastrof Teorisi üzerine çalışmalar yapıp dersler vermiş. Devamında, Katastrof Teorisi üzerinde kendisi araştırmalarına devam ederek teorinin gelişmesinde ve ünlenmesinde büyük katkı sağlamış; Katastrof Makinesi’ni geliştirmiş.

Thom ve Zeeman, konuya çok geniş açıdan bakarak Katastrof Teoremi'nin biyoloji ve davranış bilimlerinde de uygulanabilirliğini savunuyorlar (kanser vakalarında belli dönemlerde ani süreç değişiklikleri gibi)... Matematiksel olarak net bir teorem ortaya konduktan sonra fizik, kimya, mühendislikte de kullanılıyor...

Sürekli değişkenlerle süreksiz değerler alabilen fonksiyonlar...
Herşey alışıldık düzeninde giderken ani, beklenmedik kırılma noktaları, etkileri geniş ve derin olacak tekillikler...

“Zaman”, sürekli değişken...

“Bir halat var belimde...
Ucu kimbilir nerde...
Ve ben asırlardır peşinde...” (İ.İrem)


Ya diğer parametreler? Potansiyel fonksiyonlar ve katastroflar! Her yerde...
Tek bir insanın davranışlarındaki, hayat görüşündeki, ruhundaki kırılma noktaları...
İnsanoğlunun tüm zamanlardaki katastrofları...
Dünya’nın bundan sonra yaşayacaklarının boyutları... (Kimbilir kaçıncı türevleri bile 0 olacak! :'()

Bu bakışaçısıyla İrem’in tüm eserlerini Katastrof Teoremi ışığında değerlendirmeyi çok daha doğru buluyorum. Ne boyutları geniş bir felaket tanımı yeterli bunu anlatmaya ne de son sahne...
Tek tek gelmiş geçmiş tüm canlılardan evrenin döngüsüne ve bilmediklerimize kadar olanca parametre ve zaman...
Tek tek her canlıdan tüm evrene ve bilinmeyenlere dair sonsuz sayıda potansiyel fonksiyon...
Tekillikler, tekillikler...
Ve topolojik olarak bakıldığında genel bir bütünlük, o bütünlüğe ait potansiyel fonksiyonlar, kırılmalar... vs, vs...

"Hey dışardakiler...
Sarıldınız...
Çıkın içeri....
Biz dışarı gireceğiz..." (İ.İrem)



Bitmedi... dahası var... (Korkarım Historian’ı bile pişman ettim konuyu açtığına  ::))

İrem’in sadece şarkı sözlerinde değil kitaplarında, söyleşilerinde, açıklamalarında da sıklıkla rastlarsınız uzay – zaman ile ilgili karadelik, boyut, galaksi, kuantum, kainat, sanal alemler, vb terimlere...

“Ben
Bu bayrağı taşıyamam...
Sirk çadırlarında
Yaşayamam...

Konuk geldim,
Oradan...
Bir başka boyuttan!...”

“Uzayın bir yerinde gülümseyen Einstein...”

“Trans akşamlarında karadeliklerden geçtim...”
                                                    (İ.İrem)


Bu konuların içerisine birazcık girmeye kalkıştığınızda (“birazcık” bile çok fazla oldu aslında, konu gerçekten algı sınırlarını aşıyor, insanı aciz bırakıyor ve ben bu hususta bir zerre bile bildiğimi iddia edemem; sadece kendi çapımda, çok zavallı bir merak :-[) olay çok daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı hale geliyor...
Sanki çift taraflı bir etkileşim var...

Evren, zaman ve varoluş teorileri ile ilgili en anlaşılır(!) ve güncel eserlerden biri Michael White ve John Gribbin tarafından yazılmış Hawking’in biyografisi sanırım...
Uzay-zaman bütünlüğü ve genişletilip daraltılabilmesi, çevresindeki uzay-zamanı büken merkezi tekillik: karadelikler...
Onların çok büyük olanlarının ufuk çevresinde geniş eğrileri takip eden fotonlar (Bir taraftan da dalga-tanecik modellerini birleştiren kuantum yapısını unutmamalı!)...
Evrenin oluşumundan önce uzayın kendi etrafında sıkıca katlanması...
Tamamen kendini içeren bir enerji, uzay, zaman topu; çok yoğun bir karadelik...
Şimdi de çok büyük bir karadelik içerisinde yaşadığımız fikri... O kadar büyük bir karadelik ki yoğunluğu çok az ve ışık, ufukta çok geniş eğriler çizen bir yörünge izliyor; uzay-zaman bükülmesi, Dünya’daki hiçbir astronomik araçla ölçülemeyecek kadar küçük ve fark edilmiyor...
Sonra izafiyet teoremiyle kuantum fiziğini birleştiren, karadeliklerden uzaya enerji sızabileceğini, karadeliklerin küçülebileceğini ve hatta yok olabileceğini ispatlayan Hawking...
Ardından aklını zamanın başlangıcına, evrenin ilk oluşum anına takan Hawking...

Okurken her sayfada mutlak doğruyu terar tekrar fark ederek özünüze dönüp bildiğiniz en büyük gerçeğin, aslında hiçbir şey bilmediğiniz (insanoğlunun da henüz hiçbir şey bilmediği) olduğunu anlıyorsunuz. İnsan aklının ve bilimin günümüz sınırları...

“Gözlerini kapat...
Ya da yıldızlara bak...
Biraz kafanı yor...
Göreceksin..
Benim gibi
Çözemeyeceksin...
Ve çözülemeyenlere karşı
Çözüleceksin...” (İ.İrem)


Şimdi geleyim az önce söz ettiğim “çift taraflı etkileşim” konusuna...
Okudukça hayranlık içerisinde İrem’in gerçekten bilimin sanatını yaptığını tekrar terar farkediyorsunuz...
Az-çok kavramaya çalışılan kozmik olgular, İlhan İrem eserlerinin derinliğini bir kere daha gözlerönüne seriyor.
İrem, resmen bilimi arkasına almış, yüzünü tüm açıkfikirliliğiyle henüz bilinmeyenlere dönmüş, gözler hep ötelerde, olan sıradışılığıyla söylüyor da söylüyor...
 İşin daha da şaşırtıcı yanı, sadece bilim İrem’i beslemiyor; İrem de bilime hizmet ediyor. Algılamakta güçlük çekilen kavramlar, aklınızın bir kenarından geçip duran İrem söylemleriyle biraz da olsa anlaşılabilirlik kazanıyor...

O’nun yıllardır hayal gücünüzün ve aklınızın üzerinde nasıl titizlikle çalıştığını ve sizi evrenin sırlarına nasıl özenle hazırlamaya uğraştığını farkediyorsunuz...
Bir kere daha...
Sonsuz minnetle...



Özlem Yılmaz




(*)Burada bahsettiklerimin özü, aşağıdaki referanslara dayanıyor. Ancak tümünü yazmak istemedim; ilgilenen arkadaşlar benden diğer referansları da talep edebilirler.
Science and Technology Encyclopedia , Mc Graw Hill - Catastrophe Theory
Catastrophe Theory, Arnol'd, Vladimir Igorevich, 1992.
Catastrophe Theory for Scientists and Engineers, Gilmore, Robert, 1993.
Catastrophe Theory – Predict and avoid personal disasters. Postle, Denis, 1980.
The Cusp of Catastrophe: René Thom, Christopher Zeeman and Denis Postle, Charles Hampden-Turner
http://www.pims.math.ca/activities/dist_lect/zeeman/zeeman.html
A new approach to Zeeman's catastrophe machine, Small, R. D.

Uzağa değil, usta
Öteye hep öteye gitti;
Yalnızlığı ondandır.
                        Asaf

Çevrimdışı Atk

  • ..
  • *
  • İleti: 335
    • Bütünün bir parçası
Ynt: Sevecenler Katastrofu Bilimsel Olarak Tartışalım mı?
« Yanıtla #4 : 04 Ocak 2007, 00:21 »
Sevgili Historiana konuyu açtığı için,
Sevgili Özlem'e de güzel paylaşımı için teşekkürler;

Evet, Katastrof nedir? Işık dostun Katastrof kitabının kapağı bu soruya çok güzel cevap veriyor aslında. Parçalanmış bir beden. Fransız kökenli bir kelime Katastrof; savaş sonrası yıkım anlamına geliyor. Bulutlara Köprü albümünde yer almıştı Katastrof eseri. Ama bu eser Köprüdeyken Üçüncü Dünya Savaşı ismiyle çıkmıştı.

B.O.P projesi sonucu küreselleşme! adı altında insan kıyımı. Hoşgörü konusunda vermiş olduğum örnekler. Katastrof yaşatan sahneler...

"Hitlerin veletleri
O dünya kaldı mı ki
Bu nasıl katastrofsa
Bu da öyle Koridor
Karanlıktan ışığa ve sevgiye gidiyor"

İlhan İrem

Katastrofa birde şu açıdan bakıyorum ben. Bir beden düşünelim şartlı reflekslerle dolu. Yaşamayı yeme, içmek, sevgi, seksten ibaret görüyor. Bu hayatı benimseyenlerin yaşamı genelde hezeyanlarla doludur. Sürekli arbedeler yaşar bedeni. Mutlu olma oyunlarına başvurur ama sonuç hep aynıdır. YIKIM...

İşte bu da bir KATASTROF'tur bence...

Bu Katastrof yaşatan bedenler tarihin her aşamasında vardı. Sümerlerde Tanrı Enlil ve Tanrı Enki, Habil ile Kabil, Firavun ile Musa, Kerbela'da Yezit ile Hüseyin arasında ve daha niceleri,Stalinler,Adolf Hitlerler... Peki ya sonu! Kapitalin ve hegemonya savaşının olduğu bir kainatta çok zor gibi gözüküyor...

Işık ve Sevgiyle
Üyenin isteği üzerine üyeliği durdurulmuştur.

Çevrimdışı historian

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 76
Ynt: Sevecenler Katastrofu Bilimsel Olarak Tartışalım mı?
« Yanıtla #5 : 04 Ocak 2007, 04:14 »
Sevgili Özlem konuyu açtığın ve bizi aydınlattığın için öncelikle teşekkürler. Ben Katastrof teoremi ile ilgili bildiğim şeyleri yazmaya çalışacağım. Benim şimdi ve daha önce araştırdığım kaynaklardan bildiğime göre Katastrof teoremi Thomas Malthus (1766-1834) adında bir nüfus bilimcinin teoremidir.

Bu teoreme göre dünyadaki olası nüfus artışlarında; insanlar için, tarih içinde tarımsal ve günümüzde ekonomik yeterliliğin tükenmesi durumunda ortaya katastrof denilen durum çıkar. Bu gibi durumlarda toplum bir çeşit kaosa sürüklenir. Bu kaos durumunun nasıl bir hal aldığı tarih içinde farklılık göstermektedir. Örneğin Osmanlı, Avrupa ve Akdeniz dünyasında 16. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bir nüfus artışı vardır. Bu nüfüs artışının oranı %100 civarındadır. Bu nüfüs artışıyla beraber Dünya’nın genelinde sosyal ve ekonomik olarak değişim yaşanmaktadır. Feodal düzenin kendi iç dünyasında düşmanını yarattığı kapitalist düzen ve yeni kıta Amerika’nın keşfi ile Avrupa’ya akan altın ve gümüş kaynakları…. Nüfusun artmasıyla beraber bu iki olgu Dünyanın seyrini tamamen değiştirmiştir. Feodal düzenin kendi iç dinamiklerinden yarattığı ve kendisini yıkmaya çalışan bir burjuva sınıfının oluşumu başlamış. Diğer taraftan da para üzerindeki ekonomik dalgalanmalar Avrupa’yı etkisi altına almıştır. 14. ve 15. yüzyılda yaşanan salgın hastalıklar (Veba), feodal savaşlar ortadan kalkmış ölüm oranları ve yapılan yeni keşiflerle yaşam süresinin ortalaması artmıştır. Nüfus da bu sayede artmaya başlamıştır.

Osmanlı şehirlerinde bu dönemlerde ciddi bir nüfus artışı olmuştur. Nüfus artışı ile beraber ekonomik gelişme aynı seviyede gerçekleşememiş ve ortaya Katastrof dediğimiz kaos teoremi çıkmıştır.  16. yüzyılın sonuna doğru sosyal ve ekonomik dengesizliklerden dolayı ortaya çıkan medrese öğrencilerinin isyanları (Suhte Olayları), devletin nakit paraya ihtiyacından doğan ekonomik düzendeki değişiklikler (Tımar sisteminin bozulması) ve bu değişikliğin sonucunda yaşanan merkezi bir imparatorluğun gitgide feodal bir yapıya bürünmesi…. Bu olayları artan nüfus artışı perçinlemiş. Bu artıştan dolayı işsiz ve başıboş köylü yığınları ortaya çıkmış ve şehirlere göç etmeye başlamıştır. Umduğunu bulamayanlar da Celali isyanlarını başlatan gruplara katılmıştır. Böylelikle Anadolu coğrafyasında 16. yüzyılın son çeyreğinde başlayan ve 17. yüzyılın ilk yarısında devam eden bir kaos ortamı yaşanmıştır.

Günümüz Türkiye’si için de katastrof farklı biçimlerde kendini göstermektedir. Ülkemizde gitgide artan nüfus ve bu nüfusa yetebilecek ekonomik durumun olmaması (Belki de olup da paçamızı Amerika’ya kaptırmamızdan dolayı olmaması) ülkemizde işsizler ordusunu meydana getirmiş, çalışanların ise aldıkları maaş ile hayatlarını sürdüremeyecek durumda olmalarını sağlamıştır. Bugün bu nüfus artışından dolayı binlerce üniversite mezunu işsizdir, işi olanlarda sosyal ve ekonomik olarak mutsuzdurlar. Global dünya düzeni dediğimiz üçüncü dünya ülkelerinin sömürülmesini amaçlayan düzen de etkisini yoğun bir biçimde hissetirmektedir. Bu nüfus yığınları dışardan alınan yozlaşmış kültür transferiyle ve sahte yaşamlarla uyutulmaktadır. Türkiye toplumu, çılgın gibi tüketen ve hiçbir şey üretemeyen ve 80 sonrası transferi daha da perçinlenen bir yoz kültürün batağına saplanmıştır. Bugün bu yoz kültürü iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Bugün ülkemizde ortaya çıkan gelin kaynana programları, binlerce ***** dizi, pop starlarlar, alaturka starlar, televoleler v.b. ***** şeyler içinde bulunduğumuz katastrof kaosunun bir göstergesidir kanımca.Ayrıca dünya genelinde yaşanan savaşlar, siyasi mücadeleler, enerji kaynakları üzerindeki hakimiyet kavgası ve açlıklar, kıtlıklar da katastrofun günümüzdeki halidir bence. Daha söylenecek birçok söz var ama sizi daha fazla sıkmayayım. Bu arada sevgili Ramalas ben konuyu bilimsel, bilimsel olmasa da ciddi tartışalım demiştim.

Işık ve sevgiyle

Basel'de profesör olmayı tanrı olmaya yeğlerdim çünkü evrenin yaratılışındaki bu cimriliği bulamadım kendimde F. Nietszche

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
37655 Gösterim
Son İleti 30 Ekim 2006, 09:52
Gönderen: santana
10 Yanıt
23860 Gösterim
Son İleti 25 Ekim 2006, 13:51
Gönderen: outside the wall
5 Yanıt
11977 Gösterim
Son İleti 18 Ekim 2006, 03:00
Gönderen: cagriaga
6 Yanıt
21505 Gösterim
Son İleti 30 Ekim 2006, 03:54
Gönderen: janine
42 Yanıt
17343 Gösterim
Son İleti 19 Eylül 2007, 00:25
Gönderen: sidarta
7 Yanıt
7759 Gösterim
Son İleti 10 Aralık 2006, 00:37
Gönderen: yitik_savasci
3 Yanıt
4634 Gösterim
Son İleti 17 Aralık 2007, 19:03
Gönderen: Sirius

usa online pharmacy