Gönderen Konu: Röportaj: TESLİM ALINAMAYAN SON CENNET  (Okunma sayısı 78896 defa)

Çevrimdışı ISIK YOLCUSU

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 232
    • Işık ve Sevgiyle
Röportaj: TESLİM ALINAMAYAN SON CENNET
« : 27 Haziran 2014, 13:51 »
Yıllar önce bestelediğiniz bir şarkı bugün hala aynı hevesle dinleniyor fakat son yıllarda bestelenen şarkılar kısa sürede tüketiliyor ve tekrar dinlemek bile istemiyoruz. Bunun nedeni nedir? Çağın hastalığı kullan at, toplumun tüketmek hevesi ile sanatın kalıcılığı arasında ne gibi bir ilişki olabilir?
 
Sanatçı ölümsüz bir ruh yaratır. Yaratıcısı başka dünyalara göçse bile, eseri yok edilmez bir can gibi kainatta soluklanmaya ve yetkin ruhlarla temasa geçmeye devam eder.  Bulutsu bir duygu yığını olarak kozmosda gezindiği, sanatçının yüreğinden yeniden kainatlara yansımadan önceki evrelerden farklı bir biçimde, yaratılan eser; Zamansızlık içinde bir yürek gibi atan ve algıya açık herkesle ve her şeyle iletişime geçen, değiştiren, her bilinçte farklı olarak dönüşürken, kendisi de dönüşen, özünü yitirmeden devinen, evrilen ölümsüz bir ruh, bir kainat parçasıdır.
Tanrı olgusu da dahil, kainat ve kainata dair her  şey bir sanat eseridir.
Sanatçı, kendini ve parçası olduğu bütünü hisseder. O güzelliğin içinde düşünce hızında seyahat eder ve o güzelliğin seslenişini duyar. Melodileri, renkleri, hikayeleri alır, yüreğinde yoğurur ve yansıtır. Doğmuş ve henüz doğmamış eserler sonsuza kadar sonsuzluktadır.
Toplum safiyetini yitirdiğinden, gezegenin kainat bağlantısı koptu.
Bu bağlantı olmadan eser üretilemez, aşk yaşanamaz.
Geriye kuru, donuk, vicdansız ve sevgisiz bir dünyada saman tadında yaşananlar kalır.
 
 
Geçmiş dönemlere kıyasla Türk Müziği’nin bulunduğu nokta hakkında neler düşünüyorsunuz?
 
Tarihin güzellemesini yapmayı sevmem ve nostalji sözünden hoşlanmam. Devinimden, evrimden ve değişimden yanayım. Ama değişmek bozulmak demek değildir. Aslolan özündeki güzelliği koruyarak, bozulmadan değişebilmek. Saraylar yıkıp yerine yeni saraylar yaparken, müziğimde ve hayatımda aldığım miladi virajlarda hep bu ilkeyi gözettim.
Bu nedenle yıllar, bir öncekini yok edip hiçleyerek değil, geliştirerek, üzerine koyarak ilerliyor.
Ülkemizde ve dünyada bu biçimde ilerleyen sanatçılar var kuşkusuz. Ama geride kalan büyük bir çoğunluk, sanatın ve gerçek hayatın çok uzağındaki hesaplarla günü kurtarma peşinde.
Türk Müziğinin bulunduğu bir nokta yok bu yüzden. İstisnaları dışarıda tutan genel bir bakışla; Türk Müziğinin kendisi bir noktadır artık.
 
 
Konserleriniz için çok iyi ekiplerle çalıştığınızı ve çok özen gösterdiğinizi biliyoruz. İlhan İrem’e göre müziğin görsel ve kurgusal bağlantısı nasıldır?
 
Büyük bir şans olarak, 17 yaşında İstanbul Gelişim Orkestrasının kucağına geldim. Ama sonraki yıllarda işimi hiç şansa bırakmadım.  Kaliteli müziğin, söz, müzik, kültür gibi pek çok bileşeni var. Öncelikli koşullardan biri olarak, iyi müzik iyi müzisyenlerle yapılır. Ama pek çok iyi müzisyenin zamanın ruhsuzluğuna kapılarak çok kötü işler yaptıkları günümüz dünyasında başka bir kavram ön plana çıkıyor; “İş ahlakı ve iyiniyet.” Bu iki kavramı bünyesinde barındırmadığını hissettiğim kişi dünyanın en iyi müzisyeni dahi olsa İlhan İrem’le çalışamaz.
Sorunuzun ikinci bölümüne gelirsek;  Aslen bütün sanatlar ve özellikle müzik, görüntü demektir.  Görsel atmosfer de destekler ama, buradaki kastım sahnedeki görsel ögelerden çok müziğin kendi içinde oluşturduğu atmosfer ve vizyondur.  Sanata doğru yükseldikçe, müziğin yarattığı vizyonlar o kadar çok boyutlu olmalıdır ki, yaratıcısının eseri yazdığı anda gördüğü vizyonların çok daha ötesinde, her dinleyenin kendi yaşanmışlıklarına dokunan öznel sinemalar oluşturabilmelidir. Bu da sözü, müziği, düzenlemesi ile eseri ortaya çıkaran olgular içinde en önemli yapı taşı olarak kurguyu ön plana çıkarıyor. İster onbeş saniye olsun ister yüzelli dakikalık bir senfoni olsun, müzik kurgu demektir. Benim için her bir şarkı sinematografik bir kurgudur ve besteci olağanüstü bir görüntü yönetmeni olmak zorundadır.  Görselliğin ve müzikal kurgunun önemini ilk kez Anlasana’yı yazarken hissettim ve “Havalar Nasıl” ile başlayıp, “Son Selam” ve sonrasında dozu sürekli arttırarak, girişten son notaya kadar, müziğimi izleyicinin ruhsal ekranlarında, her dinleyişte farklı senaryolarla izleyebileceği kısa filmler olarak tasarladım. Bir albümün ön hazırlıklarında, eserleri yazmaktan daha çok kurguya zaman ayırıyorum. Esasen seksenlerde senfonik rock tarzına geçişim, müzikal kurgunun ve görselliğin imkanlarını daha yetkin ve daha rahat kullanabilme amacını da içerir. Kurguyu oluşturan konsept kapaktan başlayarak müziğin en ince ayrıntılarıyla bütünleşir ve tamamlanır. Ama dediğim gibi, asıl görsellik müziğin içindedir ve o yetkinliğe ulaşıldığında gerçek bir büyü oluşur.
 
 
70’lerde sanatçı olmak ile 2000’lerde sanatçı olmak arasında nasıl bir fark var?
 
Sanat sadece aşk için yapılır. 40 Yılı aşkın sanat hayatımda, müzik ve sahne çalışmalarımda para kazanmak hiçbir zaman birincil amacım olmadı. Sahnede veya albümde kazandığımdan çok daha fazlasını müziğimi ve sunumu geliştirecek ögeler için kullanıyorum. Müziğimi aşkla, aşk için yapıyorum. Kendi içinde devinen bir vakıf oluşturup, albümlerin de sahnenin de, kapitalizm ve onun gereçlerinin dışında başka bir sistemle izleyiciye ulaşmasını arzu ediyorum. Bir gönül bağı ve haberleşme ağı olan İrembağı, maddiyatın içine giremediği bu ruhsal birliğin ilk ve oldukça büyük bir adımıdır.
Toplum için, sanat için… Ama önce, sanat aşk içindir. Bu bütün zamanlar için böyledir, böyle olmalıdır. Ama liberalizmin bu coğrafyada araplaşıp merhametsizlerin elinde giderek vahşi bir canavara dönüşmesiyle birlikte her şey büküldü.  İlk amaç kazanmak oldukça sanat unutuldu, buharlaştı. Büyük bir kitle için, aşkla, aşk için savaşmak, direnmek, içsel değerler için güncel kazanımlardan vazgeçebilmek anlamını yitirdi ve sonuçta nitelik ve nicelik yer değiştirdi. İçeriğin yerini dışsal cilalar, derinliğin yerini küçük dokunuşlar aldı. Bu nedenle halâ popüler medya, sözgelimi bir İlhan İrem konserinden söz ederken orada yaşanan olağanüstü paylaşımı ve yürek büyüsünü  görebilecek gözlerini kaybettiğinden İlhan İrem’in siyah ojelerinden öteye geçemiyor. Yeri gelmişken çok sorulan sorunun yanıtını burada vereyim; Siyah ojeler bilenle bilmeyeni ayırmak içindir.Nitelik ve niceliğin en belirgin sınavı. Yalnızca kendi kafasındaki şekillere hapsolmuşlarla Aşık Ruhları birbirlerinden ayırmak için.
 
 
Geçmiş dönemlerde yapılan şarkılar son yıllarda coverlanıp bu dönemin sanatçıları tarafından söylendi ve bazıları çok beğenildi. Hatta cover albümler bile yapılmaya başlandı. Mesela Nilüfer 12 Düet ve 13 Düet adında farklı albümler yaparak son dönemin rock sanatçılarıyla birlikte kendi şarkılarını söyledi. Eski şarkıların bu şekilde tekrar gündeme gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Belirleyici amaç ticaret de olsa, bazı şarkıların duymayan kulaklara ulaştırılması güzel bir şey. Ama bir taraftan da müzik dünyasının içinde bulunduğu sıkıntıyı yansıtıyor.  Aşk öldü ve şarkılar sustu. Cover konusu, yaratmayı esinlenme zanneden müzisyenlerin müziği tüketmesi ve düşgücünü yitiren sektörün geçmişe sarılmasıdır.
Şarkılarım zamansızlık içeren bir yapıyla oluştuğundan, güncellenmesine gerek  görmüyorum.
 
Çocuk şarkılarından oluşan derleme albümü saymazsak, yeni şarkılarınızdan oluşan son albümünüzün çıkış tarihinden bu yana 8 yıl geçti. Elinizde yayınlanabilir nitelikte eserler olduğunu biliyoruz. Bu eserleri yeni bir albümle sevenlerinizle hangi tarihte paylaşmayı düşünüyorsunuz?
 
Pek çok kez dile getirdim. Albümlerim, düşünce, demlenme, yaratım ve kurgu süreçlerini içeren çok uzun zamanlarda hazırlanıyor. Bu süre bazen yedi-sekiz yılı bulabiliyor. Eğer bir albüm başlı başına bir macera ve yolculuksa, bütün hava ve yol koşullarının uygun olması gerekiyor. Bu az önce konuştuğumuz her şeyi, diğer bütün teknik detayları , hatta yayınlayacak yapımcı firmayı dahi içeriyor.
Evet birkaç yıldır tasarladığım bir albüm projesi var.  Ve bu kez farklı bir şey oldu ve albüm beynimde bitti.  Son dönem yaşadıklarımla bütünleşerek bana aşina olmuş, hiç bilinmedik bir sürü melodi mırıldanıyorum. Kapağından, adına, kurgusuna kadar içimde çekip alabileceğim bir uzak yakınlıkta duruyor albüm. Deneme kayıtlarıyla aslında içimdeki şarkıların sağlamasını yapıyorum.
 
İhan İrem müziğinde büyük kırılmalar, evrimler, gelişimler olduğunu biliyoruz ki bunların tarihsel olarak yaşadığımız coğrafya ve hatta evrenle sıkı sıkıya ilişkileri var. Bundan yola çıkarak İlhan İrem müziğinde tekrar değişim olacak mı ve olacaksa nasıl bir değişim olacak?
 
Bütün renkleriyle aşk kokacak. Yaşadığım ve yaşayacağım bütün iklimleri, güneşi, yağmuru ve bilinmedik başka havaları taşıyacak. Duyargaları sonsuz mavilere açılırken, kökleri kaçınılmaz olarak bu coğrafyanın sancılarına dokunacak.  Bugüne kadar olduğu gibi, gelecekte de bambaşka ve aynı olacak İlhan İrem müziği.
 
Müzik, bir sanat dalı olmasının yanında diğer birçok sanat dalını da etkileyen bir tür ve evrensel bir dile sahip. Usta bir sanatçı olarak, müzik toplumdaki kanayan yerleri sizce nasıl tamir edebilir?
 
Müzik toplumların kültürünü yansıtır. Kimliği gibidir toplumun, neler yaşandığını hissedersiniz dinlediğinizde. Kızılderililerde, eskimolarda, bütün coğrafyalarda böyledir. Tarzdan ziyade, ne söylendiği ve nasıl söylendiği ile önem kazanan bir sonuç, kültür sonucudur müzik. Türkülerimiz kültürdür, Alevi deyişleri kültürdür, mevlevi müzikleri, Aşık Veysel, Ruhi Su kültürdür, Itri, Dede Efendi, Münir Nurettin Selçuk kültürdür, Neşet Ertaş, Mahzuni, Çoksesli çağdaş klasikler, otantik müziklerimiz, şekillerle sulandırılıp ruhuna ihanet edilmemiş rock müziğimiz kültürdür. Bunlar ve daha pek çoklarını sayabileceğimiz nirengi oluşturmuş isimler ve türler, toplumsal yapının en azından yaklaşık 10 sene öncesine kadar olan hayat renklerinin bir aynası olabilir. Ancak dünya tarihinde çok nadir olarak gerçekleştiği şekilde, 60 yıl önce başlayan karşı devrim kreşendosu, son 10 yıldır yok etme aşamasına gelmişse ve bir toplum, kendisini var eden cumhuriyet değerlerine, kültürüne, renklerine, birlik ve bütünlüğüne böylesine büyük bir ihanet içine girmişse, o toplumu oluşturan renklerin kültüründen de, o toplumun ortak kültüründen de söz etmek mümkün değildir artık. Bunun doğal sonucu olarak toplumda çoğunlukla kabul gören müzik, içeriği olan umudun müziği değil, kişilksiz, yavan bir teslimiyetin müziği olacaktır.
Müzik, toplumun ruhuna gıda olacağı yerde, toplumla birlikte kanıyor.
Bu karşılıklı vampir alışverişinin dışındayım.
İlhan İrem ve dinleyicileri, ruhu ve yüreğiyle yaşayanlar için, teslim alınamayan son cennet güzelliğidir. O yüzden şarkıların ve aşkın gücüyle yaratılan bu tarifsiz güzelliğe “İyi ki varsın” diyorum.  Varolmak, bir olmak ve hiç olabilmenin sarmalında, 20 Eylül Harbiye Açıkhava konserime “İyi ki Varsın” adını verdim.
Işık ve sevgiyle…
………
 
Yedirenk Sanat
Özel Röportaj
(Temmuz 2014)
Ben karanlıklarda aykırı ışıklarımla
                                            dönüyorum

Gecenin yırtılmış elbisesinden dökülen avuçlarıma
                                                       savruluyor
Azade çığlıklarla...

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
25 Yanıt
43050 Gösterim
Son İleti 21 Eylül 2006, 11:50
Gönderen: Atk
7 Yanıt
10341 Gösterim
Son İleti 02 Ekim 2006, 11:52
Gönderen: picotti
1 Yanıt
36958 Gösterim
Son İleti 04 Ocak 2007, 22:07
Gönderen: Melek Tozları
0 Yanıt
3752 Gösterim
Son İleti 10 Ağustos 2007, 17:13
Gönderen: YANKI
7 Yanıt
43574 Gösterim
Son İleti 31 Ağustos 2007, 12:51
Gönderen: kopru
0 Yanıt
4450 Gösterim
Son İleti 20 Haziran 2009, 15:37
Gönderen: disciple_of
0 Yanıt
34903 Gösterim
Son İleti 21 Aralık 2011, 22:44
Gönderen: refref

usa online pharmacy