Gönderen Konu: "40 Işık Yılı / İlhan İrem Paneli"  (Okunma sayısı 46587 defa)

Çevrimdışı ISIK YOLCUSU

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 232
    • Işık ve Sevgiyle
"40 Işık Yılı / İlhan İrem Paneli"
« : 03 Nisan 2013, 14:30 »
"40 Işık Yılı / İlhan İrem Paneli"


1973 yılında müzikal yolculuğuna başlayan İlhan İrem'in 40. Sanat Yılı kutlanıyor!


2008 yılında gerçekleştirilen "Işık ve Sevgiyle 35 Yıl " adlı panelin ardından, 28 Nisan 2013 Pazar günü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sedad Hakkı Eldem Oditoryumunda, İlhan İrem'in "40 Işık Yılı"na dair, konusunda uzman konuşmacıların katılımıyla bir panel gerçekleştirilecektir.


Müzik yazarları Murat Meriç, Yavuz Hakan Tok ve Deniz Durukan, radyo ve televizyon program yapımcısı ve sunucu Erhan Konuk, Sanatçıya dair geçtiğimiz yıllarda bir kitabı yayınlanan yazar Özlem Süyev ve İlhan İrem'in uzun yıllardır müzikal yolculuğu içinde bulunan, Sevecenlerden Alp Tulunay'ın katılacağı panelde, İlhan İrem müziğinin başlangıcından bugüne geçirdiği evrim ve yaşanan milatlar, müziğe bakışı, sıradışı sanatsal duruşu, şarkıları aracılığıyla paylaştığı felsefesi ve İlhan İrem müziğinin yarınına dair konuşulacaktır.


"İyileşmez hüzünden mistik huzura" bir yolculuk olarak tanımlanan eserleri özelinde İlhan İrem'in 40. Sanat Yılında, tarifsiz sevginin yansıması olarak gerçekleştirilecek bu etkinlikte katılım herkese açık olacaktır.


Tarih: 28 Nisan 2013 Pazar (14:30-17:30)
Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu
Tel: (0212) 252 16 00 (MSÜ)
İletişim: bulutsu@bulutsu.info
www.bulutsu.info
Ben karanlıklarda aykırı ışıklarımla
                                            dönüyorum

Gecenin yırtılmış elbisesinden dökülen avuçlarıma
                                                       savruluyor
Azade çığlıklarla...

Çevrimdışı refref

  • DMT
  • *
  • İleti: 277
Ynt: "40 Işık Yılı / İlhan İrem Paneli"
« Yanıtla #1 : 04 Nisan 2013, 16:24 »
İlhan İrem 40 yıldır ışık saçıyor..
Son kapının ardında, gül kokulu çeyiz sandığının başında buluşalım.
Bakalım tanıyabilecekmisin beni. Düşünemeyeceğin bir haldeyim.
Krizalit kristalin.

Çevrimdışı ISIK YOLCUSU

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 232
    • Işık ve Sevgiyle
Ynt: "40 Işık Yılı / İlhan İrem Paneli"
« Yanıtla #2 : 30 Temmuz 2013, 10:29 »
KIRK IŞIK YILI

Açılış
 

40 yıllık bir dünya zamanını kapsayan anlatımlarla; hep aynı noktalardan geçerken, birkaç şifreyi daha çözerek algı sınırlarımızı genişletip, biraz daha yükselmek, özümseyebilmek ve yansıtmak için bugün buradayız.
 
Bazıları için hiç olmayan, bazıları için hiç ölmeyen güzellikleri taçlandıran “Işık ve Sevgiyle” felsefesini yaşam yolu edinip, önceleri çok sıkıntı verici olsa da, kendinden ötelere geçebilmek için yüzümüze tutulan sırları dökük aynaya korkmaksızın bakanlar, hoş geldiniz.
 
Ulusça içinden geçmekte olduğumuz bir zifirilikte; asla pes etmeden, sürünün gittiği uçuruma karşı tavır alarak, farklı bir hayat yaratabilmenin gücünü ve donanımını edinip, ilahi senfonilerle huzur içinde buluşanlar hoş geldiniz.
Mustafa Kemalin ışıltıyla kurup, doğru geleceğe yönlendirdiği Türkiye Cumhuriyetinin yelkenleri bir bir kırılırken, ulusal bilincini evrensellikle doğru oranda sentezleyerek, geleceğini sulanmış ağızlara teslim etmeksizin, çağlar öncesinden yansıyan aydınlığı çağlar sonrasına yansıtmak isteyenler, hoş geldiniz.
 
İçinde bulunduğumuz dünya zamanının 40 yılını kapsayan bir bölümünde;
Henüz yolun başındayken,
Zamansız bir anda dünyasallığın ötesine geçerek,
Hiçlikteki sonsuzluğun kaynağından kuşandıklarını,
Tanrısal bilinçlere ilahi senfonilerle ulaştırarak,
Dünya insanına armağan eden..
 
Sonsuz sınırsız yaşamın aydınlık üstadı İlhan İrem’in 40. Sanat Yılını kutlamak amacıyla
“40 IŞIK YILI İLHAN İREM PANELİ“ isimli etkinliği gerçekleştirmek için hep birlikte bugün buradayız.
Sonsuz uzay boşluğunda, adına insan denen, ortak bir nefesin temsilcileri olan bizler, dünyasal süresi sınırlı olan hayatın bir yerinde karşımıza çıkan ve üzerinde “Neden İnsanım?” yazılı kapının ardına geçtiğimizde, içinde güzelleştiğimiz ve içimizde güzelleşen bir farkındalıkla, bambaşka bir yolun başlangıcında buluruz kendimizi.
Epeyce meşakkatli olan bu yolculuğun keyfini çıkarmak, bozulmadan değişmek, aynı kalarak başkalaşmak için yılları alan inançlı bir sabırla, yaşadıklarımızın ardına gizlenenleri bilmek, bulmak ve öğrenerek yaşama geçirmek, kaçınılmazdır.
 
Sonsuz yaşam yolumuza asırlardır Işık olan ve çıktığımız kaynağa dönüş yolculuğumuzda, gerçek paylaşımlarıyla bize kılavuzluk eden
Işık Dost İlhan İrem
İlk günden başlayarak; dinleyicilerinin algılayış ve kabul ediş sınırlarına dair hiçbir kaygı duymaksızın… Genel beyinsel sığlıklara, en küçük bir yaranma servisi vermeksizin 40 YILDIR ÜRETİYOR!..
Anlattıklarını anlamaya ve yaşamaya çalışırken;
Özgür ruhlarını karanlığa ve egolarına tümden teslim etmeyen…                                                         
Işığını karartmamış saf ve duru yürekler titreşiyor!
 
Sonsuza ait olanı anlatabilmek için dünyasal anlamlara indirgemek gerektiğinin bilinci içinde; her bir kelimeyi kuyumcu terazisi hassasiyetiyle tarttıktan sonra, haddeden geçmiş bir nezaketle ifadelendirmenin de “olmazsa olmaz” olduğunun farkındalığıyla:
 
Hepiniz tekrar hoş geldiniz…
 
İlk konuşmacımız Sayın Murat Meriç bizlere:
1973ten günümüze İlhan İrem müziğinin geçirdiği süreç ve milatlar,
Türk pop ve rock müziği içinde İlhan İrem’i ayrıcalıklı kılan unsurlar..
Konusunda bilgilerini sunacaklar.
 
İkinci sıradaki konuşmacımız
Sayın Yavuz Hakan Tok bizlere:
İlhan İrem müziğinin, dünden bugüne müzik piyasası içindeki konumu,
2012 yılı Eylül ayında Milliyet Sanat Dergisinde yayımlanan “Niye Bir İlhan İrem Daha Yok?” konulu analizle, günümüz müzik piyasasından bu denli uzak duruşa karşın, oluşturduğu dinleyici kitlesindeki başarının sırları.
Konusunda bilgi aktaracaklar.
 
Üçüncü sıradaki konuşmacımız
Sayın Erhan Konuk,
İlhan İrem’in yakın dostu olarak bugün aramızdalar.
Tanıştığı ilk günden bugüne İlhan İrem’le neler yaşandı, birlikte neler yapıldı ve yayıncılık süresi içindeki paylaşımlar nelerdir konulu alt başlıkların sözel ve görsel anlatımıyla,
İlhan İrem’le dostlukları sürecinde, bugüne kadar  yaşanılan güzellikleri  bizimle paylaşacaklar..
 
Dördüncü sıradaki konuşmacımız Sayın Deniz Durukan:
“İyiler Siyah Giyer” adlı kitabından İlhan İrem müziği ile ilgili anlatımlar..
Pencere, Köprü, Ve Ötesi üçlemesi ile Koridor albümünde anlatılanlar konusunda düşünceler..
İlhan İrem müziğinin, popüler müzikten rock müziğe dönüşümünden sonra, müzik dünyasındaki konumu..
Başlıklı konuları sunacaklar.
 
Beşinci sıradaki konuşmacımız Sayın Özlem Süyev bizlere:
“Yürü yâ seyyâh-ı avare yürü,
Çevir yüzünü cennete doğru!”
Diyerek, yeniçağ yolcularının bilinç dönüşümünden ve İlhan İrem’in bu dönüşüme etkilerinden söz edecekler.
 
Son konuşmacımız Sayın Alp Tulunay:
Zamansızlık boyutunda, tekilden sonsuza “Işık ve Sevgiyle” felsefesinin derin anlamları eşliğinde, insandan kâinata, günümüz dünyasının ötesindeki, aydınlık geleceğin yansımalarını bizlerle paylaşacaklar.
 
*********
 
Kapanış
 
Her türden anlatımlarla içinde geçmişin, geleceğin ve şimdinin bilgisini barındıran, başlangıçtan beri değişmeyen kadim kelâmı, evrensel kandillere hatırlatarak onlarda ritmik, ahenkli, aydınlatan, var eden bir ışık yakmak amacıyla:
 
Yol arayanlar için her daim ışıltılı bir deniz feneri, yön arayanlar için şaşmaz değişmez bir pusula, harabeler içinde gecelerce kendini arayanlar için sissiz pussuz pırıl pırıl bir ayna, görünenin ötesine ulaşmak isteyenleri hedefe ulaştıran bir aşk olan, “Işık ve Sevgiyle” felsefesinden aynalarımıza yansıyanları, evrenlere yansıtmak için anlatarak paylaştık.
 
Hepinizi “Işık ve Sevgiyle” selamlıyor, konuşmacılarımıza ve dinleyenlerimize katılımları için teşekkürlerimizi sunuyoruz.
…
 
Rabia Yirmibeş
“40 Işık Yılı / İlhan İrem Paneli” Açılış ve Kapanış Konuşması.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi / Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu
(28 Nisan 2013)
 
Ben karanlıklarda aykırı ışıklarımla
                                            dönüyorum

Gecenin yırtılmış elbisesinden dökülen avuçlarıma
                                                       savruluyor
Azade çığlıklarla...

Çevrimdışı ISIK YOLCUSU

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 232
    • Işık ve Sevgiyle
“Ancak o ağaç yeşerdiğinde…” 1. Bölüm
« Yanıtla #3 : 30 Temmuz 2013, 10:31 »
“Ancak o ağaç yeşerdiğinde…”


40 ışık yılına yayılmış, bir düşünürü, müzik adamını, “İlhan İrem Müziği” kavramını oturtmuş bir sanatçıyı bir panele sığdırmaya çalışmak çok zor. Değerli konukların her birinde başka bir yansıma ortaya çıkıyor. Çok boyutlu İrem Alemi’nden yayılan türlü renklerdeki ışıltılar her bakışımızda yepyeni anlam denizleri doğuruyor.
 
Resim çalışmaları, şiirler, yazılar, röportajlar ve elbette besteler…
Her bir izleyicide bir milat sonralarında kendi hikayesini yazmaya başlayan masumiyet çağının güzellikleri...
 
Tüm bu üretimler her bir izleyicinin bilinç boyutlarına ığıl ığıl süzülüyor. Peki bu süzülenler nerede birikiyor?
Demek ki bir göl var...
Birbirine karışan fısıltıların reaksiyona geçtiği bir yer... Anlam denizlerinden süzülenlerin biriktiği bir göl...
 
Dilerseniz hep birlikte Müjde’nin çanları eşliğinde o gölü arayalım.
Sonra o göle akan nehirleri tersine akıtıp, kaynağına doğru yüzmeye çalışalım.
 
“Işık ve sevgiyle... belki de sadece bir cümle değildir !” demişti İlhan İrem.  Söylemindeki dönüştürücü dokunuşuları, yani terennümündeki tarifsiz gizil enerjiyi arayalım birlikte...
 
O dönüştürücü gizil enerji
Ceninden ışığa,
Kuzudan Tanrıya,
Her hava koridorunda;
Her yöne pusula.
Öyle bir hazine ki,
Bin yıldır BİR.
 
 
Ben konuşmamın tamamını bu konuya ayırmak istiyorum.
Bir törendeyiz.... 
Dünya hayatı ölüyor.
Farkında olmasalar da “Aydınlık Dünyaların Şen İnsanları” da aynı törende.
Onun eserlerinde açılan gözlerimizle; görebildiğimizce dünyanın ölüm törenini seyrediyoruz.
 
Her birimizin elinde bir küre;
billur billur ağlıyoruz
harabeler içinde.
İnsanoğlu; trajik bir uzay anısı olmak üzere...
Açılan o temiz sayfa
Soluyor perde perde
Gece ormanında yaşamasızların elinde.
Her şeyin üstüne basarak tırmandığı
o çukurda,
Kalabalık sandığı aynalarda,
Gelip de çöreklendiği,
 o baş köşede,
Bu nasıl bir ıssızlık…
 
Hoyratlığın pik yaptığı çan eğrisinde;
yetinmeler trajedisini yaşıyoruz.
Görünen o ki,
Sürecek büyücülerin dansı
Bir süre daha… !
 
Bir müjde var yine de;
Dilsiz dudaksız hiçliklerde…
 
 
40 yıldır tüm üretimlerinde insanlığın gözündeki bağın; çözülüş şifrelerini veriyor.
Duygularını yitirip; ruhunu paraya satmışların atmosferinden azade; Işık ve sevgiyle felsefesinde şekillenen bir evrensel sevgi ve yeni çağın ışıltılarını aktarıyor.
 
Hiç tanıtımsız; sınırsız boyutsal akışlar içinde zerreden bütüne, tarifsiz görsel açılımlarla söylüyor; şarkısını.
 
Güzelliğinin okşanmasından… Eleştirilerden… Övgülerden... Payelerden... Kazanımı, kaybı, mutluluğu, hüznü olmayan....
 
Doğru insana; gerçek insana; bilge insana ulaşmada ruhlarını yitirmemişlere kendini tanımayı, anlamayı, dünyayı ve kainatı algılamayı ve sonrasından sonra kainatla bir olmayı anlatıyor.
Her yöne… Sonsuz ve zamansız....
 
Bir düşünsek...
Kıvrıla kıvrıla  kör düğüm olmuş, yüzlerce yatay patikanın tam ortasında
dikey ve direkt, düşünce hızında bir yol... Bir acil çıkış koridoru var önümüzde...
 
Olağanüstü bir sanat eserinin içinde yaşadığımızı algıladığımız andan itibaren; kainatın derin anlamıyla bütünleşebileceğiz. Çok uzaklardaki hüznü ya da coşkuyu hissedebilecek duyarlılıklara yükselebileceğiz…
 
Nar kurusundaki çekirdeklerde göreceğiz belki de...
-Ya da-
Minik bir Kristalin’in gözlerinde;
Melisa Çiçeği’nin baş döndüren o gece kokularında bulacağız;
masumiyet çağının güzelliklerini....
 
Sonsuz sevginin, aşkın, şeffaflığın, yürek büyüsünün
tüketilmediği karşı sahili…
 
Gökyüzünde donmamış bir tanrı gülüşü,
orada; öylece;
bekliyor...
 
Peki bu karşı sahil çok mu uzak...
Nasıl gidilir?
Nasıl ulaşılır ?
 
“Sorularının yanıtları, dokundukları vücutlarında,  sevgililerinde,  kalabalık yalnızlıklarında, aynalarda!” diyor İlhan İrem...  Evet yanıtlar bizlerde. Kendi maceralarımızın başladığı ve sonsuz renklere büründüğü serüvenlerde gizli.
 
Her birimizin bir hikâyesi var. Burada bulunan herkesin ya da uzak zamansızlıklarda bu panelin kayıtlarını dinleyen, okuyan veya izleyen her bir kişinin İlhan İrem’le ilgili bir hikâyesi var. İlk defa bu panel ile bir tanışıklık edinmek üzere bulunan kişilerin bile;  bu gün onların kendi hikâyesinin başlangıcı…
 
Bence buradaki en önemli ayırıcı nokta, geçmiş tanışların da ötesinde;
sanatçıyla gerçekten göz göze gelinen bir an var…
O ilk an...
Şimşeğin çaktığı an!
 
Bu sebeple onu yıllardır biliyor olmakla; daha dün bizde şimşeğin çakmış olması arasında bir fark olmalı.
 
Yani rüzgâr hep vardı.
Onun da dediği gibi;  Her ne kadar tırtılla  kelebeğin; tarla kuşuyla gelinciğin hissettiği rüzgâr farklı olsa da; yürek büyüsü, o rüzgara nasıl kanat açtıkları ve katettikleri mesafelerden yüreklerine yansıttıkları renklerde saklı.
 
Kısacası 40 yıla yayılan tüm üretimler; artık zamansızlık boyutunda...  Mekansal bağlar ve görece uzaklıkları da  çok daha öncelerde terk ettiğimizi düşünürsek; bir anlık hissedişin tarifsizliğinde; şu sıralar ya da belki de bugün! kendinden ötelere milatlar yaşamaya başlayan bir kişi ile aramızda bir fark bulunmuyor demektir.
 
İlhan İrem’in bir söylemi burada çok daha fazla önem kazanıyor.
“HERŞEY; ŞİMDİ BAŞLIYOR” demişti. Ancak son dönemde bu deyişe bir ekleme yaparak onu sonsuzluk sarmalına gönderdi...
“HERŞEY ŞİMDİ BAŞLIYOR; HER ZAMAN...” işte bu noktadan sonra İrem Aleminin tüm üretimleri zaman ve mekanın olmadığı bir boyutta; algısal bir hızda; her yöne yayılıyor. Alt ve üst limiti olmadan... Sınırını ve sınırsızlığını bizlerin belirlediği; sonsuz açılımlar...
 
İşte o göz göze geldiğimiz ilk andan sonrası herkesin kendinden kendine yolculuğu... Kendi hayat ve sevda bulmacaları...
 
Hepimizin kendi içinde farklı renklere ve dokulara büründüğü; dönüp dönüp kaynağı olan eserlerden yeni detaylar alıp yeni yolculuklara çıktığı ve her bir yolculuktan bambaşka ışıltılarla döndüğü çok boyutlu bir süreç... Bu yüzden “40 Işık Yılı” her an, sürekli yaşanıyor...
 
Bu sürecin neresinden başlamış olursak olalım, her birimiz sonsuz olasılıklar içerisinde; varyasyonlar yaşıyoruz.  Az önce söylediğim gibi bir anlık bakış farkıyla asırlar ötesine düşünsel sıçramalar mümkün…
 
Karşı sahili konuşuyorduk...
Nasıl gidilir? Nasıl ulaşılır?
 
Bence oraya ulaşmanın her bir dinleyicinin beyninde oluşan görüntüler sayısınca alternatifi var.
Varılan nokta; bastığınız yüz ölçümlerinden ötede; ışıltılı bir gelecekle birleşmek üzere “Bir Doğru İnsan Yolculuğu” ise; zaten izlediğiniz yol kuşkusuz doğrudur.
 
Burada asıl olan, yolunuzun şekli yöntemi değil...!
Yolculuğun keyfi...
 
Bu sonsuz alternatiflerin tümü gerçek ve doğru ise; benim size birazdan aktaracağım önermeleri birer seyahat notu ya da sizden birinin; bir sevecen’in seyir defteri olarak yorumlamanızı rica ediyorum.
 
Işık ve sevgiyle düşüncesi, her ne kadar soyut bir kavram gibi gözükse de, bu düşünceyi bir yaşam şekli; bir dünya görüşü olarak hayatlarımıza ne kadar aktarabilirsek; o kadar somut ve görünür olacaktır.
 
Bunu dört boyutta şekillendirebiliriz.
Düşünce Boyutu;
Anlama Boyutu;
Algılama Boyutu;
Ve algı ötesindeki Mana Boyutu....
Yani Dördüncü Perde;
Hiçlik Perdesi...
 
Düşünce Perdesi’ne bir göz atalım....
 
Az önce de konuştuğumuz gibi modern dünyanın insanı; artık tükenme aşamasına gelmiş durumda. Bu çürüme, toplumun bütün hücrelerine sinerek; içtenlikten uzak ve vahşi bir ırk yarattı. Ezerek yükselmek, yok ederek var olmak yeni hayatın değişmezleri arasında... Daha fazlasını elde etmek uğruna çöken ülkeler ve ekonomilerin yanında; elden kayıp giden doğa, kendi kaderiyle başbaşa...
 
İnsanlarsa kendi içlerine kıvrılmış, kendi yalnızlık ve çaresizliklerine ağlayan ölü gök adalara dönüşmüş durumdalar.   Ve o gömütlerin içinden çıkamaz halde;   yeni çıkış yolları aramak yerine gündeliğe teslim olmuş, renksiz kokusuz yığınlar halinde deviniyorlar.
 
Güncel yaşamda vazgeçilmez olan bir kavram var.
Analitik düşünce….       
Hiç düşündünüz mü?
Nedir diye?
İş ilanlarının, bu vazgeçilmez cümlesini hepimiz duymuşuzdur.
Peki nedir bu analitik düşünce ?
 
Ve “Aydınlık Dünyaların Şen İnsanları”nın sistemlerinin devamlılığı için vazgeçemeyip aradığı;
onlar için çok değerli olan bu koşul….
Nedir?
 
Biraz bundan söz etmek istiyorum. Çünkü bu kavram; İlhan İrem’i anlamaya çalışan herkesin beyninde doğal olarak oluşan bir düşünce şekli... Bu düşünce yapısını çözdüğümüz zaman; Işık ve sevgiyle felsefesinin daha sonraki evrelerini çok daha rahat kavrayabiliyoruz.
 
Sokaktaki insanın; sisteme, düzene tümden paçasını kaptırmış kişilerin; artık sahip olamadığı bu düşünce şekli; aslında çok basit bir temel üzerine kurulu… “Bir değişkenin kendini etkileyebilecek başka değişkenlerle bağlantısını gözlemleyebilmek…”
 
Yeni Dünya Düzeni’nde insanların düşünme şekilleri, anlama yöntemleri, algılama faktörleri tamamen başkalaşmış ve özünü yitirmiş durumda. Kendi yıkıntılarının üzerine yeni harabeler kuran; değişirken bozulan, dönüşürken ışık hızında çürüyen bu medeniyetin ortasında, ağırlaşan atmosferle birlikte büyük o katastrof yaşamın her alanına nüfuz etti. İlk çöküş, düşünce sisteminde yaşanmaya başladı. İnsanların yorumlama yetenekleri eridi; yok oldu.
 
İş ilanlarının sancısı da bu yüzden...
Artık yeni boyutlar; insanlar tarafından sentezlenemez durumda. Sistemin devamlılığını sağlayabilmek için yana yakıla bu özelliğe sahip insanları arıyorlar.
Düşünmek ve Anlamak artık kaf dağının ardında...
 
Bu düşünce şeklini edinmişseniz; -oralar- için;   -onların dünyası adına- bulunmaz bir değere sahip olduğunuz aşikar... Modern dünyayı şimdilik konu dışı bırakalım...
 
İrem’in;  anlamlarını algılamak önceleri zor süreçler olsa da bu anlamları düşünmek bastığımız yüz ölçümlerinden ötelerin anahtarlarını barındırıyor. Bu noktada günümüz dünyasının çok daha üstünde bir fikir yapısı ile düşünce formumuzu yeniden kurguluyor. Anlamak için algı seviyemizi gönüllü olarak ve farkına varmadan çok daha yukarılara taşımış oluyoruz. Doğru insan olma yolunda; doğru düşünce şekli; varlığımızın yapı taşlarına ağır ağır kodlanmaya başlıyor...
 
Bu noktayı keşfettiğimiz zaman; üretimlerin sonraki aşamaları çok daha belirgin oluyor. Sonraların netleşmesi; geçmişin detaylarının da daha bir anlaşılır; yorumlanabilir olmasına imkân sağlıyor.
 
Bu bakış açısına çok özel bir örnek vermek istiyorum. Şimdi bir düşünün isterseniz gözlerinizi kapatarak söyleyeceklerimi hayal ederek canlandırın.
 
1975…
Kireçocağı sahillerine koşmazdan az önce;
o gece yarısı…
Haberci rüyanın bulutları…
bir gökkuşağı içinde ormanda koşan İlhan İrem…
Uzaklarda buzlu kuşlar…
sis…
asla seçilemeyen yüksekliklere inip kuyulara tırmanışını hayal edin…
Ve vitraylardan fışkırarak susarken şarkı,
gölgelerin arasından uzanan
Ve ışığı avucunun içine alan o eli; hatırlayın…
 
Sonrası;
Yıldız poyraz;
Kireçocağı sahilleri;
Değişimlerin başlangıcı ve yıkanmışlık duygusu…
 
Ve Göksel buluşmaların ilkinden;
yüreğine hapsedilen bir kelime…
-Görevlisin…-
 
 
Şimdi İrem’in 40 yıl içinde çeşitli tarihlerde bu konu ile ilgili söylemlerine bir göz atalım.
 
 “Tanrısal kristalize bir ışık; beyin kıvrımlarımdan geçerek, üretimlerime evrensel sevgi çağının şifrelenmiş bilgi partiküllerini taşıyor durmaksızın.”
“Beynimde; yüreğime, ruhuma, üretimlerime, geleceğimiz olan bir başka boyutun bilgileri yüklendi...
Gündelik hayatların albenili ucuzlukları içinde; zor kavranan, dışlanan, hatta nefret edilen o boyutun görevlisiyim.”
“o günden başlayarak başka bir bilinç boyutu bana elverdi.”
 
 
 
Ben karanlıklarda aykırı ışıklarımla
                                            dönüyorum

Gecenin yırtılmış elbisesinden dökülen avuçlarıma
                                                       savruluyor
Azade çığlıklarla...

Çevrimdışı ISIK YOLCUSU

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 232
    • Işık ve Sevgiyle
“Ancak o ağaç yeşerdiğinde…” 2. Bölüm
« Yanıtla #4 : 30 Temmuz 2013, 10:32 »
Şimdi 2006 yılına gelelim.
 
 
Asırlar sonra bir kapının önünde;
titrerken…
Aynı tanrısal kristalize ışık tekrar;
el verdi...
 
“Havada uçuyordu
duvarlardan geçiyordu
Elverdi ŞATLUP / Işıktan geçti.”
 
Önceleri el yordamıyla…
sonra göksel çağrıların ışığında…
 
“…
Elverdi ŞATLUP / Işıktan geçti.
…”
 
“…
ŞATLUP gösterdi olup biteni.
…”
 
 
ilkin elveren
sonra yol gösteren…
 
 
 
Anlatımlarının miladından, sonraların ötesine;  duyargalarımızın frekansını İlhan İrem’in düşünce frekansına ayarlayabildiğimiz anda; bambaşka görüntüler ortaya çıkıyor.
 
Görüyorsunuz…. Zaman yok…  Herşey iç içe…
40 Işık Yılının asırlarında alışıla geldik bir zaman çizgisi üzerine; düzlemsel olarak yerleşen bir yapı; yok aslında... İlhan’ın İrem’ine girebilmek için, onun düşünce tarzını özümsemek, bir anlamda onun gibi düşünmek gerekiyor.
 
Işık ve sevgiyle felsefesine ait büyük fotoğrafı görebilmek için (bu önermedeki) 4 aşamadan ilk ikisi olan düşünce ve anlama boyutunu belirginleştirmiş olduk. Üçüncü aşamada modern çağın ayrı bir hastalığı olan algı boyutu bulunuyor.
 
Önceki iki boyutun bir nevi kuluçka safhası olduğunu düşünün. Her ikisinin birbiri içinde eriyip, birleşimiyle yeni bir tortu ortaya çıkıyor; Algı Perdesi...
 
İşte bu noktadan sonra her bir tanesi biricik olan sonsuz yolculuklar başlıyor. Algıların sınırsızlığınca yayılan ve çoğalan düşler perdesi... Bu yapının özellikle bazı albüm ve demeçlerde çok üst noktaya taşındığını görüyoruz. İlhan-ı Aşk’la başlayıp Koridor’un derinleşen söylemlerinde anlatılanların artık sözcük anlamlarının dışına, iç uzaylara yayıldığını görüyoruz.
 
-Yeri gelmişken bir not olarak; Bu tür anlatımların izlerini pek tabiki daha önceki eserlerde bulabiliriz, doğrudur. Bu defa ve bundan sonrakilerde farklı olan; biçemi…. Hepsi özde aynı; nüanstan nüansa dönüşen ve güzelleşen aşk anlatımları.-
 
Bu noktada İlhan-ı Aşk’la başlayıp Koridor ile belirginleşen söylemler daha öte boyutlara sıçrama rampaları olarak külliyatta yerlerini alıyor. Satır aralarına gizlenmiş öte dokunuşları görebilmek için geçmişe ait birinci ve ikinci boyutun tümden tamamlanmış olması kaçınılmaz oluyor. Bundan sonra; oluşacak algı eksikliklerine düşmemek için; tek formül; kaçınılmaz olarak dairelerin pekiştirilip tamamlanması…. Geçmişin tümüyle özümsenmesiyle her hava koridorunda; her yöne; algılandığınca sonsuz maceralar sunan büyülü yolculuğun kapıları aralanıyor. 
 
Koridor’un sonlayıcısı niteliğindeki Seni seviyorum; Deyim yerindeyse algılarımızı bir kez daha yerle bir edip;  bilinç düzeyimizi çok daha üst bir boyuta çıkartarak inşa eden bir albüm. Çok üst bir çıtadan seslenen eserler aynı zamanda algı kapılarının açılış şifrelerini de barındırıyor. Yeri gelmişken; Seni Seviyorum’un ilginç bir kırılma noktası daha var. Bir yandan algıları daha öte boyutlara taşırken diğer yandan da maddi dünyaya ait ne varsa yakıp kül etmekte...
 
Tüm aynaları kıran, bir ruh aynası...
Biz değiliz sanki yansıyan
başkası, başkaları…
 
Yükselinceye; arınıncaya;
Islak boğucu giysimizden soyununcaya kadar...
Orada beliriyor;
zaaflar,
egolar,
yalancı gururlar…
 
Kıvranırken perde perde; dünyanın tozlarında...
lütfeder kainatlar bir anda...;
anlatan ve anlayan; bir sürü ışıklı noktacıklar uçuşmaya başlar;
 yürek odalarında...
Mucize çıkar gelir...
Bir anda;
Yeni bir tohum verir hayat…
Devrilir gider; elimizin tersinde
bir su / bir dip
debelenenler.
 
Umutlara gelince...
Mümkün oluverir; üstündekileri kırmadan örtüyü;
çekip gitmek...
 
Ya da;
 
beklenmedik bir çılgınlıkla,
fosilleşmiş “o” tarlayı
ateşe vermek...
 
Gönüllü vazgeçişlerle inerken
dünya tahtından,
Yeni bir tapınak kurmak için;
 
nihayet;
silinmiştir
aynalardan…
 
 
Bu noktadan sonrası;
önceki tüm perdelerin hiçlendiği;
ruhlar alemi...
 
Nefsin dayatmalarından soyunup;
Dünyevi benlik bağları ve egonun esaretini atmosferde bıraktığımızda…
 
Gözlerimiz sonsuz bir ışığın; yakıcı pırıltısında görmez hale gelip;
mangalarla oyulduğunda...
 
Ve çarpıp da bizden bize; İçsel çığlığımız,
“vicdanlarımızda” yankılandığında...
 
 
Dördüncü Perdeyi aralıyoruz…
Yani Mana Boyutu;
Yani Hiçlik Perdesi….
 
Kâinatın yüksek derinliklerine kanatlanırken, bu boyuta erebilmek için; daha önce edindiğimiz;
bu dünyaya ait olan tüm görüntüleri de sıfırlamak zorundayız. Öyle ki bunlara az önce düşünce ve anlama boyutunda öğrendiklerimiz de dahil.
 
Bu aşamada zihinlerde bir paradoks oluşabilir.
Ancak unutmayın ki; öğrenilenler, anlaşılanlar ve görüp duymalarımızın bize yansıttığı algılarımız hepsi buralara ait yorumlardan ibaret… Hatta ve hatta, üçüncü perdede algının limitlerinde edindiğimiz rengarenk kanatlar da dahil...
 
Zira dördüncü perde; tüylerden kanatlardan da soyunulan; bir Mana Alemi...
 
Çok ekstrem bir örnek olsa da;
O’nun gidip gidip geldiği kainatları anlamamız açısından; herşeyi kontrol eden akıl mekanizmasını dahi; dördüncü boyutun kapısında bırakmalıyız.
 
Hiçliğin ihtişamı ve Tanrının gülüşü; o mütevazi “Divane oldum!” cümlesinin ardında gizleniyor…
 
 
Konuşmanın en başında;
“tüm bu üretimler her bilinç boyutuna ığıl ığıl süzülüyor. Peki bu süzülenler nerede birikiyor” demiştik.
 
İşte o göl;
hep vardı.
 
Tüm aşamalarda bilincimizin; bilinç üstü bir boyuta kaydettiği; anlam denizlerinden süzülenlerin kainata yazıldığı ve saklandığı o göl; son kapının ardında; açılmayı bekleyen Gül Kokulu Çeyiz Sandığı… Yokluk asılı kaldığında Dünyada;
yüzü gözü başka olsa da, biriktirilen tüm güzellikler;
o sandık açıldığında var olmaya devam edecekler, çok daha üst bir boyutta;
Kristalin Sonsuzluğunda…
 
Sevdaların heryerinde olduğumuz anda, Hiçliğe ait olmanın büyüsüyle oluşan,
yokluğun yarattığı Kristal Kainat Kanatları...
Bilinen bilinmeyen tüm Alemleri oluşturan Evrensel Zeka ile BİR oluş...
Yürek büyüsünün BİR’e ulaştığı tekilden sonsuza Kainat Birliği...
 
Ait olduğu Aşk’a; Ruhun Yükselişi...
Tanrıyla bütünleşmesi...
 
 
 
Tüm bunlar yürek odalarına süzülenler...
Oysa anlatımların derinleri, tekilden sonsuza tüm insanlığa; güzel geleceğin adreslerini kurguluyor. Cennet İlahileri’nin oluşturduğu birleşik inanç ve aşk çatısı; bütün beşeri, eski, yıpranmış, kullanılmış, dejenere olmuş tüm realitelerin, büyük ve fevkalade geniş bir hoşgörü içinde gerçek yerlerine oturtulmasını sağlıyor...
 
Değerin hiçliğinde eridikçe,
hiçliğin değerinde parıldıyor...
 
Yaşadığımız gezegen hayatından kopuk olmayan bu dönüştürücü anlatımlar, insanlığın bu değişime uyum sağlayabilmesinin anahtarlarını da barındırıyor.
 
Sevgisiz ve nefret dolu sancılı gündeliklerle uzlaşmadıkça!;
(Yurdumuzda ve Dünya genelinde) Vasatlığın diktatörlerini kabullenmedikçe!;
ve en önemlisi kavgadan düşmeden sımsıkı sarılıp hayata;
asla pes etmedikçe!
“böyle de olabilir” mantrasının değeri;
bilinç devrimine dönüşüyor...
 
Bu kolektif bilinç;
insanın, aslını ve evrensel değerlerini hatırlamasında; dünya ve kainatla uyumlu bir biçimde bütünleşmesinde saklı...
 
Ayrılan kavuşan,
bölünen parçalanan
yolların, yaşamların, bayrakların, sınırların arasında
Transpoze edilmemiş güzelliklerin şifacı aurası...
Dünyadan öte bir gerçeklik,
bir hissediş hali...
 
Bir düğümde görmek
bütün bir deseni...
Canlı cansız bütün kainatın tüm zerreleriyle
BİR olduğunu;
her birinin bütünle aynı tınıyı taşıdığını hissetmek...
Hiçliğin parçası oldukça;
Bütünü oluşturan zeka ile
bir bütün oluş…
 
Kendi içine çöken her evrenden,
Kainatsal tekamülün oktavlarında
müjdelenen yeni doğumlar...
Karardıkça daha parlak,
Yıkıldıkça daha aydınlık...
 
 
“Ancak o ağaç yeşerdiğinde”! demişti İlhan İrem... Yürek Büyüsü Konseri’nde…
Başkaları için, dünyamız için, kainat için, güzel dileklerimizle...
Hayra alamet lütuflar eyledikçe
yakın-uzak diyarlarda, hiç bilinmedik topraklarda dahi;
“Kainatın Domino Etkisi”
kopartmadan koklamanın bilinciyle
yeşertmeye devam ediyor
O ağacı...
 
 
 
Ve son olarak;
 
Sekiz bulut dağında bir siluet,
Dördüncü Perdeyi aralıyor...
 
Yüzü gözü seçilmese de
asırlar sonra anlaşılacak
gelenin
kim olduğu...
yaklaşıyor ağır ağır...
Elinde bir kova,
içi su dolu...
 
Işıkla karanlığın eşit olduğu geceye,
Kristalin mesajını müjdeliyor.
 
Son kapının ardında,
Mutlak yalnızlıktan
sonsuz çoğalmaya,
Evrensel bir düşün peşinde uyanılan o gerçek;
 
Kainatın kayıt defterinde
O dönüştürücü imza’da...
 
Hiçbir koşulda eğilip bükülmeyen,
Evrensel bir küçük düşüncede…
 
Işık ve sevgiyle...
Alp Tulunay
“40 Işık Yılı / İlhan İrem Paneli” Konuşma Metni
Ben karanlıklarda aykırı ışıklarımla
                                            dönüyorum

Gecenin yırtılmış elbisesinden dökülen avuçlarıma
                                                       savruluyor
Azade çığlıklarla...

Çevrimdışı ISIK YOLCUSU

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 232
    • Işık ve Sevgiyle
Bilincin Dönüşümü: Kimi Derin Bir Uykuda, Kimi Sonsuz Bir Yolculukta

Derin uykundan uyandığında ve ilahi yolun sonsuzluğunda ilerlemeye başladığında, teninde yılan ısırığı kırbaçların acısını hissetsen de, yolundan dönemezsin. Çünkü sen evrensel birliği idrak etmiş, sevgi dolu, paylaşımcı, üst bilinç boyutunda düşünen ve davranan yeni insan türünün yani homo novus’un öncülüsündür…
 
Her şey ne zaman başladı kesin olarak kimse bilemez.  Sonsuzlukta bir yoldur ilerlediğimiz. İnsanoğlu kim bilir kaç kez var edildi ve sonra yok edildi. Bilinci düşürüldü, DNA ‘sıyla oynandı, uzun ömrü kısaldı, sağlıklı bedeni hastalıklarla boğuşur oldu. Evrenle, doğayla bağlantısını kopardı ve kopardıkça da hayatındaki sorunlar arttı.
Bilinci üst boyut realitelerine doğru evrimleşen ve hakikati idrak ederek uyanmaya başlayanlar için, “sevgide ayrılık yoktur”. Kainattaki tüm yaratılmışlar, tüm peygamberler, ırklar, canlılar birdir. Her şey yüce bir bütünlüğün parçasıdır ve her şey, el ele dönerek, kainatın müziğinde ahenkle dans etmektedir. Ne demiş İlhan İrem:
 
“Herşey dönüyor
Dünya dönüyor
Saat dönüyor
Şarkı dönüyor
 
Her şey dönüyor
Başım dönüyor
Gidip de dönmeyince
İnsan yalnız gülüyor
 
İnanmazsanız bana
Bir bakınız uzaya
Gelirse tutuluyor
Ayla güneş hizaya
 
Aydınlık bizim için
Ama karanlık da var
Boşuna mı dönüyor
Söylesene zamanlar…”
İlhan İrem
 
Dualiteyi kavradığımızda, bu durumun evrenimizdeki uyumu oluşturduğunu da fark ederiz. “Kozmik Akışlar” adını verdiğim şiirlerimden, “Yol”da bu durumu şöyle anlatıyorum:
 
“Ölüm oyundur dostum, ürkütmez beni,
Yılan bile masumdur, aydınlığı bilene…
Arayışın girdaplarında,
Kavradığın,
Sonsuzlukta her şeyin bir olduğudur…
Doğarken ölür,
Ölürken doğarsın,
Kötülük, iyiliği anlatmak içindir ,
İyilikte bile, bazen saklıdır kötülük,
Masum bir yüzün yanıltıcılığında,
En ürkütücü olan bazen en masumdur…
Unutma,
Bu yol aşkın yoludur
Ve aşkın bin yüzüyle yüzleşmeden
Bu yoldan çıkış yoktur…”
 
Ruhsallığın yollarında, aşkla ilerleyenlerin en büyük isteği, tasavvur edilen cennetlere değil, bizzat Yaradan’da “hiç” olacağı ve O’nda “hep”e ereceği, vuslat anına ulaşmaktır. Yunus’un,“Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri/İsteyene ver onları/Bana seni gerek seni” ifadesinde olduğunca aşka yürüyenler cennete değil, Yaradan’a kavuşmayı bekler ve cennet ilahileri söylerken bile, Yaradan’dan, cennetin kapılarını değil, “aşk kapılarını”  açmasını diler. Çünkü bilir ki, o kapılar açıldığında işitilen her “Hu” aslında bir Dejavudur… Yaradan’la tekrar kavuşma halidir. O an divane olunur, bilmediği sularda yıkanır, görmediği uykulardan uyanır insan ve seyreyler arşı alemi…*
İşte bilincin dönüşümü de böyle başlar. Hayatın daha önce hiç bilmediğin sularında bulursun kendini. Dip yapar ama sonra çıkarsın. Batık geminin anforaları gibi yosun kaplamış bir halde beklemezsin. Yükselmek istersin tıpkı bir lotus gibi… Lotus  özel bir çiçektir. Peki, neden özel bir çiçektir bilir misin?
 
“O çamurda büyütür köklerini
Ama suyun üstünde başı dik,
Güzel ve evrene açılan taç çakra misali
Katmer katmer açar çiçeklerini.
Ve anlatır insana:
Yaşamın çamurlarına bulanmış olsan da,
Boy atarken, derin sularda soluksuz kalsan da
Korkma, ilerle yolunda…
Işığı hissettiğinde yapraklarında,
Sen de tıpkı benim gibi
Katmer katmer açacaksın çiçeklerini
Ve huzurla yüzeceksin
Hayat bulduğun sularda…”
Özlem Süyev
 
İşte tam da böyledir ilahi yolda ilerleyiş… En derin sulardan, çamurların arasından yol alırsın, kendini açarsın güzelliklere, sevgiye ve ışığa.  O Işıkta uyanır ilahi bilincin ve bir ses  kulağına fısıldar: “Günaydın” ve ardından devam eder:
Günaydın
Başkalarını değil, önce kendini bağışla.
Çünkü en fazla kırgın olduğun yine kendinsin.
Önce sen, yüreğinden sev kendini.
Sen sevilmeye değersin.
 
Çıkar bendeki tüm etiketleri,
Ne kaldı sana benden geri?
Sadece bir ışık varlık…
Düşün şimdi,
Sen benden farklı mısın,
Ben senden gayrı mıyım?
Sen tüm evrenle bir bütünsün…
 
Seni yolundan döndürmek isteyen,
Her ne varsa gönder hayatından.
Sana, en çok ihtiyacı olan yine sensin.
Sen gücünün merkezindesin…
 
Başka boyutlarda,
Farklı ritmlerde,
Aynı şarkıyı söylediğin
Özdeşlerin olsa da,
Unutma sen bu evrenin biriciğisin.
Senden başka, bir sen daha
Yaratılmadı bu evrende.
Sen değerlisin…
 
Evim, yuvam, saltanatım yok diye üzülme.
Hepimiz bu dünyada, konar geçer değil miyiz?
Fark edersen evren bizim gerçek yuvamız.
Sen nereye gidersen git güvendesin…“
Özlem Süyev
 
Varılan noktada, iyi, kötü, güzel, çirkin yoktur…  Lusifer ve Mikail, yani şeytan ve baş melek bile uyum içindedir. Zaten derine inip baktığımızda, şeytan da bir melek değil midir?… Burada her şey  el ele dönerek ahenkle dans etmektedir.  Onları farklı gören, ayıran ise sadece bizim sınırlı bilincimizdir. Yaradan için tümü birdir. O, tüm yarattıklarını sevgi ve aşkla yaratmıştır. Bu nedenledir ki  bilincini ilahi şuura açanlar, sevgi evreninde kanat çırpan kelebekler gibi, Işığın aşkına doğru uçarlar.
Her yanı bağlayan, tutsak eden kozalar, yalnızca sürünerek ilerleyen, tırtıllar içindir. Uyanarak, kozasını yırtanlar için ise, tek bir yol vardır: kainatın o dev çiçeğine doğru, Işığın renk verdiği kanatlarıyla, uçmak…uçmak…uçmak…
Kanat çırparken görürsün ki, kainatta sonsuz kere sonsuz yaratılmış tür vardır. Dünyalılar dışındakilere uzaylı demek bile komik gelir. Dünya da zaten uzayda değil midir?…  Yaratılmış hiçbir şeyin, birbirinden ayrısı gayrısı yoktur. Ne dervişin, keşişten, ne uzaylının dünyalıdan, ne de devasa bir güneşin, bir nebulanın sıcak,  büyülü rengarenk güzelliğinde yaratılmakta olan, bir bebek yıldızdan…  Tüm yaradılış ahenkle bir birine ve “BİR” e hizmet etmektedir.
 
Nobel ödüllü Alman Fizikçi, Max Planck bu düzeni şöyle özetliyor:
“Pozitif bilimler tarafından doğanın dev yapısı hakkında bize öğretilen her şey, kesin bir düzenin hüküm sürdüğünü göstermektedir. Bu, insan zihninden bağımsız bir düzendir. Algılarımızla tanımlayabildiğimiz kadarıyla, bu düzen ancak amaçlı bir düzenleme sayesinde ortaya çıkmış olabilir. Dolayısıyla, evrenin bilinçli bir düzene sahip olduğuna dair açık kanıtlar vardır.”
Kainatı ve hatta kainatlar ötesi kainatları birbirine bağlı kılan Yüce Yaratıcı’nın, “Bir”lik yasası dünyevi bilince, mikro düzeyde  “B.İ.R” yani  Birleşik İnsanlık Realitesi olarak yansır. Bu realiteye ulaşmış bir bilinçte, daima bütünün hayrı esastır.  Yaptığın her eylemin, olumlu ya da olumsuz tavırların, tüm insanlığı bir şekilde etkilediğini bilirsin. Bu nedenle eylemlerini hep iyilik, güzellik ve sevgi üçgeniyle tamamlamaya özen gösterirsin.
Dünyada olagelenleri, acımasız sığ bilinçli yaklaşımları gördüğün de ise, en acı verici anları yaşarsın. Yılan ısırığı kırbaçların acısını hissedersin en derinlerde… İçin acır insan kardeşlerin için. Onlara yapılan her haksızlık, her acımasızlık, her zulüm aslında, Birleşik İnsanlık Realitesi’nin bir parçası olan, tüm insanlara ve sana da yapılmış olmaktadır. İşte bunu idrak ettiğin anda, acımasız ve sahte olan her şeye karşı haykırırsın ve çığlığın yankılanır senden sana…
 
“Tören” isimli eserinde şöyle diyor İlhan İrem:
 
“Elinde billur küre dünya tahtında
Şölenler, heyecanlar veda kervanında
Havariler yakarır hak aşığına
Yokluk asılı kalır dünya tahtında
 
Yani günlerden bir gün arındığın da
Tüylerden kanatlardan soyunduğun da
Gözlerin mangalarla oyulduğun da
Belki gülerim belki gülmem sorulduğun da
 
Bunları kim yaşadı ? Yaşayıp da anladı
Varlığının en kadim sırlarında
Zahiri aynalarda ahirin tohumları
Kıyamete koşuyor gayyumun yolcuları…
 
Çığlığım yankılansa çarpıp da benden bana
Havariler yakarır duyulduğunda
 
Boş bedenleri alır, yıkayıp temizlerler
Sagularla süsleyip yunaklara dizerler
Aklanıp saflanınca o masum bedenleri
Ağıtlarla saklayıp, törenlerde giyerler.”
İlhan İrem
 
 
Dahi bir devlet adamı ve çok üstün özelliklere sahip bir asker olmasının yanı sıra ilahi bilgeliğe ve ileriyi gören sezgi yeteneğine de sahip olan, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ise, yolu ve yolcuyu şöyle tarif ediyor: “ Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnızca ufku görmesi yetmez.  Ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gerekir. Zararlı sonuçları olabilecek süreçlerde gevşek davranmak ve gardınızı düşürmek felakete davetiye çıkarmaktır. Yaşamda her şeye ve herkese hak ettiği şekilde yaklaşmak gerekir, özellikle de riskli ve tehlikeli süreçlerde.”
Bu tehlikeli durumlarda,  cesur, onurlu bir yüreğe sahip “mistik bir savaşçı” olduğunu da anlarsın. Naif bir görüntüde algılansan da, güçlü bir savaşçının cesur yüreğiyle, gerektiğinde savaşarak yol alırsın. Yeri geldiğinde de sürüngen, sığ bilinçleri, dipteki karanlıklarına tutsak etmeyi de çok iyi başarırsın. Bilirsin ki: gücünü Yüce Yaratıcı’nın inancından ve sevgisinden alanının, yani dostu Allah olanın haddini bilmez kuldan korkusu olmaz…
Bu, zorlu bir yoldur. Kimi zaman yanar ayakların bastığın toprakların ısınmış, yanmış kavrulmuşluğundan; bazen, ardından fırlatılan haset, kıskançlık, iftira, yalan toplarının ateşi yalar geçer tenini, acı dolu bir iz bırakarak; gün gelir dostların bile arkadan bıçaklar; hiç ummadığın bir anda, sevgilim dediğin kor ateşten demirle dağlar yüreğini…
Canın yansa da, geride bıraktığın sevdiklerin için üzülsen de, bu yoldan dönüş yoktur. Derin uykusundan uyanamayanların arasından yükselerek, Işığın renklerini taşıyan varlığınla, ruhunun eşsiz güzelliğine sarılarak ilerlersin.  Yüce Yaratıcı’nın sevgisine sığınarak kanat açarsın sonsuzluğa ve yükseldiğinde görürsün ki,  sen yeni bir insan türünün ilk izlerini bırakmışsındır dünyada…
 
Özlem Süyev
İndigo Dergisi
(11 Mayıs 2013)
 
"40 Işık Yılı / İlhan İrem Paneli" Konuşma Metni
 
http://indigodergisi.com/2013/05/bilincin-donusumu-kimi-derin-bir-uykuda-kimi-sonsuz-bir-yolculu
Ben karanlıklarda aykırı ışıklarımla
                                            dönüyorum

Gecenin yırtılmış elbisesinden dökülen avuçlarıma
                                                       savruluyor
Azade çığlıklarla...

Çevrimdışı ISIK YOLCUSU

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 232
    • Işık ve Sevgiyle
İlhan İrem’in Müzikal Yolculuğu
« Yanıtla #6 : 30 Temmuz 2013, 10:37 »
İlhan İrem’in müzikal yolculuğu

Geçtiğimiz pazar, Mimar Sinan Üniversitesi Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu’nda bir panel yapıldı: “40 Işık Yılı: İlhan İrem Paneli”. Yavuz Hakan Tok, Deniz Durukan,Erhan Konuk, Özlem Süyev ve Alp Tulunay’ın katıldığı panelin konuşmacılarından biri de bendim ancak bir “kaza” nedeniyle orada bulunamadım. Gidebilseydim, İlhan İrem müziğindeki “milatlar” ya da başka bir deyişle “kırılma noktaları”nı ve İrem’in memleket müziği içerisindeki yerini anlatacaktım. Düzenleyicilerin “iyileşmez hüzünden mistik huzura” ifadesiyle tanımladığı “yolculuk”, o gün enine boyuna konuşuldu. Ben, söyleyeceklerimi bugüne sakladım, bu satırlar aracılığıyla (biraz da gecikmiş olarak ve özürlerimle) meraklısına iletmek isterim.

Şunu söyleyerek başlayayım söze: 1974 ‘tenberi İlhan İrem hayranıyım. Annemler, kendimi bilmezken, beni uyutmak için“Haydi Sil Gözlerini” adlı plağı döndürürlermiş pikapta. Biraz konuşur hale gelince “boşver boşver arkadaş” diyerek şarkıya eşlik etmeye başladığım anlatılır. 1978’de, henüz altı yaşımdayken aldığım ilk plak “Ayrılık Akşamı”.Sonrasında bütün İlhan İrem albümlerini zamanında aldım, hızla dinledim ve hep çok sevdim. Bu kadarla kalmadım, konserlerine gittim, kendisiyle tanıştım. Bu yazı, bir “İlhan İrem hayranı”nın gözünden, onun müzikal yolculuğunu özetleme çabası.

İlhan İrem adını duyduğumuz yıl, benim onunla “tanıştığım” 1974. 1972’nin sonunda, bestelerini kaydettiği bantı eline alıp Unkapanı(na geldiğinde henüz 17 yaşındaydı İrem. Bursa’dan geliyordu. İlk red cevabını CBS’in müzik direktörü Nino Varon’dan aldı. Varon, daha sonra, bunun hayatındaki en büyük hata olduğunu söyleyecekti. İrem (ki o dönem soyadı Aldatmaz’dı), yılmadı, bu red cevabına rağmen firmaları dolaştı; kimi reddetti,kiminden “bestelerin güzel ama başkaları okusun” cevabını aldı ve nihayet,dönemin en mühim firmalarından Diskotür, onun şarkılarını yayınlamaya karar verdi. Diskotür’ün kaptanı Antuan Şöriz’in desteğiyle çıkarttığı ilk 45’lik (“Bazen Neşe Bazen Keder / Birleşsin Bütün Eller”) 1973 başlarında yayınlandı,ilgi görmedi. İkinci plağı, 1974 tarihli “Yazık Oldu Yarınlara / Haydi Sil Gözlerini”, onu kitlelere tanıttı. İlk yüzdeki şarkı “yılın şarkısı” seçildi,ikinci yüzdeki ise “Boşver Arkadaş” adıyla tanındı, sevildi. Bugün İlhan İrem konserlerinin en çok istek alan şarkılarından.

İlhan İrem’in hayatındaki ilk kırılma noktası bu gibi gözükse de asıl kırılma, bir yıl sonra yayınladığı üçüncü plağı“Anlasana / Ne Güzel Bak Yaşamak”. “Anlasana”, bambaşka bir şarkıydı ve“sonraki” İlhan İrem’in ilk izlerini taşıyordu. İkinci plak onu kitlelere tanıttı, bu plak yerini sağlamlaştırdı. Antuan Şöriz’in, İrem’i, o dönem sanatçıların yaptığı boykotu bahane ederek oluşan boşlukta piyasaya çıkarttığını ve meşhur ettiğini düşünenlere verilen ilk cevaptı bu plak.Sonrası geldi: “Havalar Nasıl”, “Gözünü Seveyim”, (“İşte Hayat” adıyla da bilinen) “Sensiz de Yaşanıyor”, “Sen Bilirsin”, “Ayrılık Akşamı(Konuşamıyorum)”, “Bal Ağızlım” gibi “hit”ler birbiri ardına yayınlandı ve İlhan İrem, 70’li yılların en büyük isimlerinden biri oldu. En önemli özelliği,kendi şarkılarını kendi söylemesi, bildiği yoldan ilerlemesiydi. Arada yaptığı ve Tanrı kavramını sorguladığı “Bir Varmış Bir Yokmuş (Kuklacı Amca)” şarkısını“henüz çok erken” diyerek piyasadan çekmek de kendi kararıydı. İlhan İrem bu yıllarda o kadar çok sevildi ki tuhaf bir şey oldu ve şarkının değil, şarkıcının korsanı piyasaya sürüldü o yıllarda: İlham İren adıyla piyasaya çıkartılan bir plak, İlhan İrem adını çağrıştırdığı için başta sattı ancak kısa sürede durum anlaşıldığından en enteresan vakalardan biri olarak tarihe geçti.

1981 yılında yayınlanan “Bezgin” (ki 1979 tarihli “Sevgiliye”den sonra ikinci albümüydü) , İlhan İrem’in hayatındaki ikinci büyük kırılma noktası: 80 sonrasının karanlık ortamında çıkarttığı bu albüm, dönemin “arabesk” anlayışına bir tepki ve bireysel acılar üzerinden bütün bir Türkiye’nin fotoğrafını çekmeye muktedir. İlhan İrem diskografisinin hâlâ en ayrıksı çalışması olan “Bezgin”, kısa sürede kendi hayranlarını yarattı. Karanlık ama bir o kadar da güzeldi.
İlhan İrem’in “Bezgin”den sonraki adımı,üzerinde uzun süre Çalıştığı “Pencere”, “Köprü”, “Ve Ötesi” adlı üçleme. Bu,onun müziğindeki üçüncü kırılma noktası. Çalışılan, tasarlanan, bir kitapla ve çizgi romanla desteklenen bu üçleme, 1983 – 87 yılları arasında, memleketin en “kesat” döneminde ve ikişer yıl arayla yayınlandı ve İlhan İrem hayranları tarafından ilgi gördü. Ancak onu “naif aşk şarkıları”yla tanıyan hayranların kimi, bu üçlemeye mesafeli yaklaştı. Pink Floyd’dan Supertramp’e dinlediklerineve onu bugüne getirenlere selam çaktığı kapakları ve kurgusuyla bu üçleme,İlhan İrem’in “farklı” bir noktaya gitmesine sebep oldu. Bu noktada yeni hayranlar edindi, albümler içih toplu dinleme seansları yapıldı. [Burada kendimden söz edecek bir parantez açmama izin verin: İzmit’te lisedeydim bu dönem. Yakın arkadaşlarım Cem Bilen ve Cüneyt Öziş’le buluşup saatlerce bu plakları dinlediğimizi hatırlarım. Cüneyt’i birkaç yıl önce kaybettik. Bu yazıyı, ona,özlediğim “İlhan İrem hayranı”na armağan etmek isterim.] Küpesi yüzünden televizyona çıkartılmadığı, şarkılarını kitlelere duyuramadığı bir dönemde bu albümlerin çok satmasının sebebi, başka türlü açıklanamaz.

Bir yanda biraz üzdüğü eski hayranları, diğeryanda onu çok seven yenilerle 80’li yılları kapatan İlhan İrem, 1988’de, bu iki hattı birleştirecek adımı attı ve eski şarkılarının “güncel” düzenlemelerini yeni şarkılarla harmanladığı bir albüm yaptı: “Dünden Yarına”. Hemen ardından gelen “Uçun Kuşlar Uçun” (1989) ve “İlhan-ı Aşk”la (1992) bu adımı sağlamlaştırdı, eski hayranlarının gönlünü aldı, yenileri çoğalttı. Nihayet,1994 yılının 1 Mart günü, uzun yıllardır üzerinde çalıştığı “Koridor” piyasaya çıktı. Bu, İrem’in diskografisindeki dördüncü ve en büyük kırılma noktası. Sonrası, “Anlasana”da hissettiğimiz “mistik” durumlar: Bir başka âleme geçiş. 2001 tarihli “Seni Seviyorum”, bu yoldaki ilk adım. Onu takiben piyasaya çıkan“Cennet İlâhileri” ise şimdilik son nokta. Arada “best of”lar ve “yeniden”piyasaya çıkartılan eski albümler var. Sadece bunlar değil, birbiri ardına piyasaya çıkan şiir, öykü ve deneme kitapları, açılan resim sergileri, gazete ve dergi yazıları da var bu süreçte, İlhan İrem hayranlarını sevindiren. Eski ve yeni hayranlarının kemikleşmesi, bir bütüne dönüşmesi, “ışık ve sevgiyle” şiarıyla birlikte hareket etmeleri de bu dönemde karşımıza çıkan yenilikler.

Bugün, 40. yılında pek çok sanatçının hayal bile edemediği sadık bir hayran kitlesine sahip İlhan İrem ve bu kitle onu ne yaparsa yapsın yalnız bırakmıyor, atacağı her adımı takip ediyor, o adım atmazsa bile buluşuyor, hasbihal ediyor. Geçtiğimiz hafta düzenlenen panel, bu“hasbihal”lerden biri. Yakın dönemde “40. yıl” konserleri de başlayacak –ki ilkinin tarihi açıklandı bile: 21 Eylül’de Açıkhava’da. Onun için ne söylesek az aslında; İlhan İrem, bilmeyenler için bir derya: On 45’lik ve (toplamalarla yeniden basımları da sayarsak) 23 albümden oluşan bir külliyat var elimizde. Sergileri, yazıları, kitapları ve hakkında yayınlanan çalışmaları hesaba bile katmıyoruz. Bu dolu dolu geçen 40 yılın sonunda söyleyebileceğimiz tek cümle var belki: Daha nice 40 yıllara!
 
Murat Meriç
BirgünGazetesi
(5 Mayıs 2013)


Ben karanlıklarda aykırı ışıklarımla
                                            dönüyorum

Gecenin yırtılmış elbisesinden dökülen avuçlarıma
                                                       savruluyor
Azade çığlıklarla...

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
13127 Gösterim
Son İleti 22 Mayıs 2006, 14:54
Gönderen: Melek Tozları
2 Yanıt
16753 Gösterim
Son İleti 28 Mayıs 2006, 12:45
Gönderen: hayalperest99
2 Yanıt
17053 Gösterim
Son İleti 06 Eylül 2009, 21:34
Gönderen: Krizalit_Kristalin
0 Yanıt
7528 Gösterim
Son İleti 11 Ağustos 2008, 17:29
Gönderen: refref
0 Yanıt
43987 Gösterim
Son İleti 22 Ağustos 2008, 15:07
Gönderen: efsun_i
6 Yanıt
59533 Gösterim
Son İleti 20 Ekim 2008, 21:04
Gönderen: Shalamar
0 Yanıt
10406 Gösterim
Son İleti 09 Ocak 2009, 21:14
Gönderen: refref

usa online pharmacy