Gönderen Konu: RÖPORTAJ: Cennet ve Cehennem Vicdanımızdır - Nisan 2011  (Okunma sayısı 18939 defa)

Çevrimdışı refref

  • DMT
  • *
  • İleti: 277
“Işık ve sevgiyle” felsefesini biraz açar mısınız?

Koşullar ne olursa olsun, sanatımı ve hayatımı hep daha evrensel açılımlarla üst boyutlara taşırken, dünya ters yönde bir akıntıya kapılarak sürükleniyor. Yöresel sorunlara ve korkulara hapsolmuş insanların elinde bütün kavramlar deformasyona uğratılıp hiçleniyor.  “Küreselleşme” adı verilen yeni emperyalizm dünyada büyük bir paylaşım adaletsizliği içinde maddi manevi bütün değerleri ve kaynakları tüketiyor…
Geri kalmış ülkelerdeki işbirlikçileri ile postmodern faşizm coğrafyaları oluşturanlar, bu yıkım çılgınlığını ve bir örnek toplum yaratma projesini özgürlük ve demokrasi olarak vitrinliyorlar.
“Işık ve sevgiyle” bütün bu karanlık tablonun diğer tarafındaki aydınlıktır.
Sevgisiz ve hoyrat bir dünyayı kabullenmemek… Uzlaşmamak.
Rehavete, korkuya kapılmadan, umudu yitirmeksizin direnmek.
Başka türlü bir hayatın gerçekliğine inanmak ve o hayatı yaşamak.
Işığa doğru yürümekten öte, ışığı yaratmak…
Masumiyetin, aşkın, şeffaflığın, yürek büyüsünün tüketilmediği karşı sahil…
“Işık ve sevgiyle” “Böyle de olabilir” anlamında bir mantradır.
Vazgeçme maliyeti, emek ve donanım gerektiren bir oluşum.
Dünyadan kendi uzaylarımıza kanatlandıkça, sonsuzluk notalarının yolculuğunda evrensel zeka ile bir olma hali…


Anlasana” şarkısının 36, “Yazık Oldu Yarınlara” nın 37. senesi... Bunlar gibi unutulmayan ve unutulmayacak pek çok şarkıya imza attınız. Hem unutulmayan hem de insanın içini titreten şarkılar   yapmayı nasıl başarıyorsunuz?

Ruhunuzla yaratırsanız dinleyici sesinizdeki ve üretimlerinizdeki içtenliği algılar.
Eserler belirli bir coğrafyanın ve kısıtlı zaman diliminin dışına taşar.
Zamansız zamanlara ait olan şarkılar öznel hayatlara göre ilk dinlenilen dönemlerin kokularını taşısa da, algı boyutları ile reaksiyona geçerek her defasında daha başka duygulanımlar ve keşifler sunar.
Sır, dönemsel eğilimlere servis vermeden ruhunuzla üretmek ve samimiyet.
Ruhlarını yitirmemiş olanlar bu ayrıcalığı anlar.


Eskilerin analog müziği artık yerini teknik müziğe bırakıyor. Çocukluğunuzdan bu yana Türkiye’deki müziğin bu değişimini anlatır mısınız? Bu durumu müzikte gelişme olarak değerlendirebilir miyiz? Yoksa müzik kalitesindeki bir kayıp mıdır bu?

Çağın yaşamına paralel değişimler kaçınılmaz. Ancak her değişim ilerleme anlamına gelmiyor. Teknoloji çağın getirisidir. Ama duygu yıkımından geriye kalanların tortusunda, çaresizliğin anlatım biçemine dönüşüyorsa, söz konusu olan çağdaş bir sanat anlatımı değil sığlığın sergilenişidir. Asıl sorun sanatın ana damarı olan aşkın yitirilmesi… Daha da büyük sorun, sanat üreticilerinin çıkar hesapları ya da çapsızlık nedeniyle, müziğin veya başka bir sanat dalının sanatsal işlevini bırakarak vasatların dünyasına servis vermeleridir.
Dinlence-eğlence müziğinin, düşünsel içerikli yapıtlar yerine sanat anlamını içermesi toplumu isteklerine göre dizayn etmek isteyenlerin işine gelmekte. Yoz kültür daha aydınlık bir sanat ortamının soluklanmasına fırsat tanımadığından, bazı marjinal deneysel açılımlar dışında, karşılıklı bir alışverişle müzik dünyası ve medya bir kısır döngü içinde tükenmekte.
Sanat toplumun aynasıdır. Toplum neredeyse, müzik, siyaset, okullar, sınavlar, sokaklar ve çevre oradadır…
Sadece müzik dünyasının değil, geleceğin dünyasının pusulası “evrensel sanat” ve “sanatçı” olacak.


Bir röportajınızda “Dinlere inanmıyorum” dediniz. Hayranlarınızın bir kısmı başta olmak üzere bu sözünüz oldukça tepki topladı. Hatta Deist olduğunuz yönünde tartışmalar çıktı. Bu durum sizi tedirgin etmedi mi?

Ben Türkiye’nin öteki tarafıyım. Tanrının göznuru gönül gözlerine... Kendimden ve aydınlık yürekli ışık insanlarımdan başka ne kimselere inancım ne de içinde olmadığım o dünyaya ait birilerinin değişip, birşeyleri değiştirebileceklerine dair umudum var!
Sadece islam değil, dünya üzerindeki bütün semavi dinlerin algılanışında ve sergilenişinde, insani menfaatlerle içiçe geçmiş büyük bir aldatmaca sürmektedir.
Gezegene huzur, barış, iyi ahlak getirmesi beklenen dinler, ağırlıklı olarak yorumlanış şekilleriyle, dünyaya savaş, ayrılık ve yıkım getiriyorlar. İnsanın kainatla bağlantısı olan din olgusu, dingin bir sevgi ve iç huzuru ile ilintilidir. Dinleri çıkarlarına göre yorumlayan, belirli politikalara alet eden ruhban tayfası, bir nevi komisyoncu gibi insanları hurafelerle, yalanlarla, korkularla aldatıyorlar. Din sevgi olmalıdır ve asla korku kavramı ile yanyana gelemez. Korkunun egemen olduğu yerde hiçbir inanç yeşeremez… Güzellikten uzak sağlıksız bir yapı oluşur ki, Türkiye’nin ve dünyanın yaşadığı kalınlık ve vicdansızlık krizi bundandır. O röportajın bütününde bir nüans var. Ama insanlar sadece büyük harfleri görebildiklerinden, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma hastalığı ile yorumlar yapabilirler. İnandıklarımın dışında, iyi veya kötü, söylenen sözlerle ilgilenmem. Tepki verenlerin hepsinin toplamından daha fazla inanç sahibi olduğumu söyleyebilirim. Ama inanç başka bir şeydir din başka bir şey… Ve dincilik daha başka bir şey! Eğer ülkemin başına musallat olan bu korku salıcıların yalan ve düzen tefrikası “din” ise ben o dine inanmıyorum. Bu yorumlanış şekilleri ile dünyaya savaş, ayrılık ve gözyaşı getiren dinlere inanmıyorum. İnsanların dini algılayış şekillerinden söz ediyorum, bu bana uymaz! Dogmaları ancak bilinçsizlik ve cehalet kabullenebilir. Boyun eğmek insanın tanrıya olan saygısızlığıdır. Sevgi dolu özgür ruhumla kainatın parçasıyım…  İyilikler yaşamak ve yaşatmak için vicdanımdan başka hesaplaşacağım hiçbir şey yok. Cennet ve cehennem vicdanımızdır.


Müzik yaşamında bu kadar başarılı bir sanatçı olarak okul hayatınız nasıldı?

Haylazdım! Defter, kitap taşımaz, forma giymezdim. Blucin giyerdim ve saçlarım uzundu… Okul müdürünün beni gördüğünde kalp ilacı aldığı rivayeti yaygındı! Yine de beni severlerdi. Olduğum gibiydim.  Lise birde okurken ünlü oldum. Üç yıllık liseyi altı yılda bitirdim. İlkokuldan başlayarak hep aynı! İlkokula başladığım gün anneme; “Bunlar niye bir örnek giyinmiş” diye sormuş ve aylarca siyah önlüğü giymeyi reddetmiştim. Öte yandan okulun en romantik çocuğu… İlk plağım gibi; “Bazen Neşe Bazen Keder.”


Günümüzde popçular aşk diye kısa süreli ilişkiler yaşarken; siz 38 yıldır zirvede olan bir sanatçı olarak Hansu Hanım ile evliliğinizin 20. yılındasınız. Eşinizin ve evililiğinizin size kattıklarını bizimle paylaşabilir misiniz?

Çok uzun ve yürek yorucu yolculuklar sonrasında, Hansu İrem gerçek anlamda bir kainat hediyesidir. Aşka dair bütün duygularımı onun için biriktirdiğim hissini taşıyorum. Sonsuzluklarda güzelleşip aydınlanmamı anlamlı kılan sıcaklık… Çocukluğun, deliliğin, bilgeliğin, zamansızlığın gökkuşağından birlikte süzüldüğümüz, isimlendiremediğim bir cennet… İki kişilik bir yalnızlıktan yüreklere açıldığımız kainatlar yaratıyoruz.


Cumhuriyet Gazetesi’nde ve Oda TV’de yazılar yazdınız. Yazılarınıza devam ediyor musunuz?

Cumhuriyet gazetesi ve Oda TV gibi doğruları yazabilen son kalan yurtsever yayınlarda, albüm çalışmalarımdan zaman ayırabildiğim dönemlerde yazılarımı sürdürüyorum.


 Türk milleti, Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarının da isminin sık geçtiği; Ergenekon Davası ile başlayan bir süreç yaşıyor. En son Oda TV baskını gündeme geldi. Siz bu durum hakkında ne söylemek istersiniz?

Son yaşananların ışığında netlikle söyleyebilirim ki; Ergenekon bir dava değil tertiptir. İktidar partisi siyasi tercihini egemen kılmak için laik cumhuriyetin bütün değer ve kurumlarıyla hesaplaşma içindedir. Koruma refleksiyle buna karşı çıkmanın darbecilikle ilgisi olmadığı gibi, yaşanan sürecin özgürlükle, demokrasi ile uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Tam tersine son on yıldır bir sivil darbe yaşanmaktadır. Elli yıl önce başlayan karşı devrim ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürükledi. Ergenekon tertibi, cumhuriyet aydınlığına ve kazanımlarına karşı rövanş peşinde olanlarca, tüm Atatürkçü ve yurtsever unsurlara yönelik yürütülen bir cadı avıdır. İnsanların cahilliği ve fakirliği kullanılarak, hainlikten hayal alemine değin uzanan bir yelpazedeki liberal aydınların da desteğiyle, oy çokluğuyla pekiştirilen bir çoğunluk diktası… Atatürk’ün aydınlık ülkesinin bir cemaatin karanlığına kapıldığı görmek acı verici. Yine de halktan ve gençlikten umutlu olmayı diliyorum. Bugün olmazsa yarın…


Müzik çalışmalarınızın yanında resimle de ilgilendiniz ve kişisel sergileriniz oldu. Resim çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz?

Uzun zamandır resim yapamadım ve sergi açmadım. Pek çok kez yeni boya malzemeleri aldım ancak zaman bulamadım. En son “Allianoi” antik kenti konusunda duyarlık yaratmak amacıyla bir resim hazırlığına giriştim, ben başlayana kadar üzerini acımasızca kumlarla örtüp baraj sularında boğdular! Albümü bitirdikten sonra resim çalışmaları yapacağım.


Şu an tüm insanlığa seslenebilecek bir röportajı gerçekleştirdiğimizi düşünelim; insanlara hangi mesajı vermek isterdiniz?

Şarkılarımla zaten tüm insanlığa sesleniyorum. Işık çocuklarımın haricinde, uzun zamandır kör ve sağır olan insanlığa…


Yeni albüm ve kitap çalışmalarınız ile varsa konserleriniz hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

Yeni kitaplar ve konserler olacak.
Uzun soluklu bir albüm çalışması sürdürüyorum.
albüm ve şarkılar bir süre sonra bizimle birlikte yaşamaya başlıyor.
O bizi uzaylara davet ediyor, biz de onu evimizde ağırlıyoruz…
Yıllar geçtikçe ayrıntılar çoğalıyor ve son noktayı koyup bitiremiyorum.
Çünkü albümden ayrılmak istemiyorum.
"Koridor" (1994), "Seni Seviyorum" (2001) albümleri için sekizer yıl çalıştığımı hatırlıyorum.
Diğerlerinin de en az altı-yedi yıl sürdüğünü düşünürsek, bu yeni albümü nispeten daha kısa sürede yayınlayabileceğim.
Yaklaşık iki yıldan beri ev-stüdyoda söz müzik ve kurgu çalışmalarını sürdürüyorum.
2012 yaz aylarında asıl stüdyoya geçip, yıl sonunda veya sonraki sene yayınlamayı planlıyorum.
Yine konsept bir albüm olacak.
Farklı bir müzikal yapı oluştuğuna inanıyorum.
Tüm müzikler bana ait...
Sözleri Hansu İrem ile birlikte yazıyoruz.
Henüz adı belli olmayan albüm, aşk çağlarına heyecan verici bir yolculuk olacak...
Işık ve sevgiyle…
___________________________
Röportaj: Filiz Yüksel
Yeditepe Üniversitesi (Nisan 2011)


İlhan İREM
Son kapının ardında, gül kokulu çeyiz sandığının başında buluşalım.
Bakalım tanıyabilecekmisin beni. Düşünemeyeceğin bir haldeyim.
Krizalit kristalin.

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
25 Yanıt
32489 Gösterim
Son İleti 21 Eylül 2006, 11:50
Gönderen: Atk
3 Yanıt
62894 Gösterim
Son İleti 30 Nisan 2007, 18:28
Gönderen: mahirelhan
14 Yanıt
19708 Gösterim
Son İleti 07 Haziran 2007, 09:47
Gönderen: divane
1 Yanıt
19031 Gösterim
Son İleti 29 Ekim 2011, 20:10
Gönderen: crysalid
0 Yanıt
17118 Gösterim
Son İleti 01 Aralık 2011, 13:10
Gönderen: ISIK YOLCUSU
0 Yanıt
16715 Gösterim
Son İleti 10 Aralık 2011, 22:24
Gönderen: refref
0 Yanıt
59037 Gösterim
Son İleti 27 Haziran 2014, 13:51
Gönderen: ISIK YOLCUSU

usa online pharmacy