Gönderen Konu: RÖPORTAJ: Sanat Değiştirmektir - Ekim 2011  (Okunma sayısı 29716 defa)

Çevrimdışı ISIK YOLCUSU

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 232
    • Işık ve Sevgiyle
RÖPORTAJ: Sanat Değiştirmektir - Ekim 2011
« : 01 Aralık 2011, 13:10 »
Sanata başlamanızın en büyük nedeni ne idi?

Dünyaya gelmek…
Yüreğimizde sürekli bir yol ayrımı var;
Hayatı birbirinin tekrarı olan sıradan bir akış içinde günleri tüketerek yaşamak…
Ya da herşeyin bir mucize olduğunu farkederek kendine ait bir ‘hayat yaratmak.’
Mucize, insanın bütün koşullarda sevgiyle, umutla, alışılmışı ve sıradanlığı paramparça etmesidir.
Sanatçılar, yüreklerindeki bu dönüştürücü büyüyü hissederek açığa çıkaran, sanatıyla, eserleriyle insanların hayatlarına ümit ve aydınlık verebilen ayrıcalıklı insanlardır.
Sanatçı olmaktan çok sanatçı doğmaktan söz edilebilir.
Sanatçı, yazarken, çizerken, şarkı söylerken, dans ederken, evrenin bir parçası olduğunu duyumsar ve içindeki yücelikten aldığı titreşimleri hissedebilen ruhlara yansıtır.
O nedenle insanlar gerçek bir sanat eserini izlediklerinde, anlaşılmaz bir huzur ve mutlulukla bir yüceliğin parçası olduklarını hissederler.
Bu duyguyu yaşamak ve yaşatmak için bir sanat sergilemek, eserler yaratmak şart değil.
Hayat mucizedir. Ve her insan kendi mucizesinin yaratıcısıdır.
 
 
Kaç yaşında müziğe başladınız?
 
İlkokul dördüncü sınıfta sıramı yerleştirirken mırıldandığım şarkıyı gizlice dinleyen öğretmenimizin sesimin güzel olduğunu diğer öğretmenlere de fısıldadığı günden sonra bütün boş derslerde bana şarkılar söyletmeye başladılar. Bazen utanır, sınıfın perdesinin arkasında söylerdim. Okulda çok popüler olmuştum. Bütün müsamerelerde, korolarda başı çekerdim.
Orta ikinci sınıftayken, lisede okuyan ağabeylerim beni kurdukları gruba solist olarak çağırdıklarında ise dünyalar benim olmuştu… Yabancı şarkıları birebir ezberleyerek söylüyordum.
“Meltemler” adını verdiğimiz grubumuzla haftasonları diskolarda, okul partilerinde çalmaya başladık.
Çok iyi müzik yapıyorduk. Pek çok yerden teklifler almaya başladık. Bursa’da tanınan bir grup olmuştuk. Uludağ’da ve tatil yörelerinde çalıyorduk.
!4 yaşından itibaren aktif olarak sahnelerdeydim ve dersler aksamaya başlamıştı.
Haylazlık, uzun saçlar, devamsızlık, hepsi bendeydi… Lise yılları böyle geçti.
 
 
Gitar çalmaya ne zaman başladınız?
 
Sonra başkalarının şarkılarını söylemekten sıkıldım. Kendim bir şeyler yaratmak istiyordum.
Benden beş yaş büyük olan ağabeyimin bir kenara attığı gitarını gizli gizli çalıyor…
Çatı katındaki odamda şiirler yazıp besteler yapmaya çalışıyordum.
Bir taraftan solfej ve gitar dersleri almaya başladım.
İki-üç ay kadar sonra öğretmenim, öğrendiklerimi test etmek için birkaç beste denemesi yapıp getirmemi istedi. Bir hafta sonra, ona bestelediğim üç şarkımı çalıp söyledim. Öğretmenimin şarkılarımı dinlediği andaki şaşkınlığını hala hatırlarım.
Müziğin matematiğinin doğal yaratıcılığımı perdelemesinden korkarak derslere son vermeyi bile düşünmüştü…
Sonrasında, onyedi yaşında kendi biriktirdiğim paralarla, tek başına gittiğim İstanbul’da uzun uğraşlardan sonra single ve albümlerimi yayınlamaya başladım.
Müzik öğretmenime dinlettiğim şarkılar “Yazık Oldu Yarınlara”, “Boşver Arkadaş” ve “Ver Elini” idi.
Birkaç yıl sonra ikimilyon adet satılarak Altın Plak ödülü kazanan şarkılar.
 
 
Adınızı daha sık duymaya başladığınızda neler hissettiniz?
 
Alkışlar ve insanların ilgisi sanatçıların yaratma gücünü harekete geçiren bir coşku.
Bu duyguyu ilk yaşadığımda onyedi yaşındaydım. İlk kez çıktığım bir televizyon programının ertesi günü insanlar imza almak için etrafımı sardığında, heyecan, mutluluk, korku karışımı tuhaf bir hisle İstanbul sokaklarında dakikalarca koşmuştum.
Sanat yolculuğundaki her aşama birbirine bağlı pek çok virajı beraberinde getiriyor.
İnsanların sevgisi her zaman çok önemli. Ancak sanatçı, kendisine duyulan ilginin kendisi için vazgeçilmez olmadığını düşünmeye başladığında gerçek bir sanat yolculuğunun kapıları aralanıyor. İnsanlar ne düşünürse düşünsün, içimdekileri şeffaflıkla yansıtmanın ve yarattıklarımın herşeyden daha önemli olduğunun ayırdına on sene geçtikten sonra vardım.
Aslolan, geçici rüzgarlarla popüler kültürün parçası olarak sürüklenmek değil, eserleri ve duruşu ile kalıcı bir iz bırakabilmek… Günümüz dünyasında ünlü olmak artık çok sıradan bir olgu.
Ünlü olmayı anlamlı ve değerli kılan, yıldızlığı terkedip sanatçılığa geçebilmektir.
 
 
Şarkılarda ilham aldığınız insanlar veya nesneler var mı?
 
Yeryüzünde ve gökyüzündeki herşeyle beraber büyük bir aşkın parçası olduğumuzu hissettiğimde,
tüm yaşadıklarım, hayatım, düşlerim, düşüncelerim, olağanüstü görüntülerle büyülü bir akışa dönüştü.
Zaman zaman cehenneme benzeyen dünyanın hallerine tümden sırtımı dönmeden, içinde umutların, sevgilerin, geleceğin tohumlandığı huzur cennetlerini anlatıyorum.
Aşık olduğum insanla birlikte kainatlar kuruyor, milyonlarca cennet yürekle buluşuyoruz.
Aşk, yalnızken ya da birlikte yalnız olabildiğin birileri ile sessizliği dinleyebilmektir.
 
 
Hiç Eurovision’a katıldınız mı?
 
Üç kez…
1979 yılında “Bir Yıldız” adlı bestemle katıldım, finallere kaldım. Yarışamadan askere alındım.
1988’de “Yurtta Barış, Dünyada Barış” isimli şarkımla bir kez daha katıldım. Bu söyleşide anlatması uzun sürecek nedenlerden dolayı elendim. Özetle söylemek gerekirse; Türkiye’de bugün geçerli olan politik atmosferin ilk kötücül tohumları o yıllarda atılıyordu. İnsanların inançlarını ve dini duygularını siyasi amaçları için istismar eden politikaları uygulayanlar, Aydınlanmanın ve bağımsızlığın önderi olan Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerinden yola çıkılarak bestelenmiş bir şarkıdan rahatsız oldular.
1990’da son kez katılarak Eurovision defterini kapattım. “Komedi” çağdışı bir zihniyeti hicvediyordu.
Bunların dışında, 1986 senesinde şarkı sözü yazarı olarak katıldım. O yıllarda yurtdışından ülkemize en iyi dereceyi getiren “Halley” adlı şarkının sözlerini yazdım. Beste Melih Kibar’a aitti.
 
 
Bu noktaya gelmenizi kime veya kimlere borçlusunuz?
 
Hiç kimseye!
Montaigne’nin bir sözü vardır; “Bütün umudum kendimde” der.
Çok eskiden bir düş gördüm ve peşine düştüm.
Bugün ne yaşıyorsam daha önce düşlemiştim.
 
 
Sanatı ne olarak görüyorsunuz?
 
Sanat değiştirmektir. İyiye ve güzele doğru büyütmek…
Dünyanın en büyük orduları dahi, bir şarkının bir dizesi kadar güçlü değildir.
Büyük Atatürk’ün bu gerçeği en yalın biçimiyle dile getiren sözleri vardır; “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, başbakan, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, ama sanatçı olamazsınız.”
“Sanatçı, uzun uğraşlardan ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.”
 
 
Eğer sanatçı olmasaydınız ne olmak isterdiniz?
 
Eğer sanatçı olmasaydım bu gezegene uğramazdım!
 
 
Gençlere sanat hakkında ne önerirsiniz?
 
Sadece sanat ve sanat eserleri için değil, hayatınız boyunca karşılaşacağınız bütün kavramların gerçeği ile sahtesini ayırt edebilecek bir kültürel yetkinliğe erişebilmeniz gerekmektedir.
Çoğunlukla sanal iletişimlerden örülü günümüz dünyasında sözünü ettiğim öznel dünya görüşünü edinmek çok zor, ama imkansız değil.
Sevgilerin, dostlukların, arkadaşlıkların, sanatçıların, yöneticilerin, şarkıların, resimlerin, kitapların, gerçekleri ve “gibi olanları” vardır.
Sevgili gibi… Dost gibi… Arkadaş gibi… Sanatçı gibi… Başbakan gibi…
Kavramların evrensel gerçekliğine ulaşmadıkça, sahtelerini hayatınızdan ayıklamanız olanaksızdır.
Gündelik ve eğlenceliklerden öte, düşünsel sanatla ilgilenmek, dünyayı yakından izlemek ve okumak… Çok okumak.
Kendinizi doğru terazilerde tartmaya başladığınızı hissettiğiniz andan itibaren, inançlarınızın ve düşlerinizin peşinden asla ayrılmayın.
Sonsuz aşamalarla gelişmeyi ve sınırsız düşünmeyi sağlayan, insanı insan yapan en önemli değer özgürlüktür. Birer güvenli liman olan aile ve okul günlerinden sonra, özgürlüğünüzü ve kararlarınızı hiç kimsenin avuçlarına terketmeyin.
Gençliğin ışığını her anınızda hissederek eğlenin!
Ama unutmayın, hayat yolculuğunuzdaki özgürlük avcısı “gibilerin” panzehiri kültür ve sanattır.
Çünkü sanat değiştirmektir.
Beğenmediğiniz ne varsa değiştirin…
Kendi mucizenizi yaratın.
Işık ve sevgiyle…
 
 
____________________________ _______________________
Röportaj: Alım Tatar, Didem Gökçebel, İrem Mislina, Özde Onar
               Türk Maarif Koleji 8 B Sınıfı Türkçe Ödevi
               KKTC (Ekim 2011)
Ben karanlıklarda aykırı ışıklarımla
                                            dönüyorum

Gecenin yırtılmış elbisesinden dökülen avuçlarıma
                                                       savruluyor
Azade çığlıklarla...

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
5048 Gösterim
Son İleti 24 Eylül 2006, 15:58
Gönderen: Melek Tozları
2 Yanıt
47900 Gösterim
Son İleti 14 Mart 2007, 15:43
Gönderen: efsun_i
1 Yanıt
5826 Gösterim
Son İleti 23 Kasım 2008, 03:35
Gönderen: disciple_of
4 Yanıt
38549 Gösterim
Son İleti 21 Mayıs 2010, 13:41
Gönderen: janine
1 Yanıt
32232 Gösterim
Son İleti 29 Ekim 2011, 20:10
Gönderen: crysalid
0 Yanıt
29440 Gösterim
Son İleti 10 Aralık 2011, 22:24
Gönderen: refref
0 Yanıt
34628 Gösterim
Son İleti 21 Aralık 2011, 22:44
Gönderen: refref

usa online pharmacy