Gönderen Konu: RÖPORTAJ: "Dinlere İnanmıyorum" - Milliyet - 14.01.2010 (Sansürsüz)  (Okunma sayısı 12253 defa)

Çevrimdışı Melek Tozları

  • Melek Tozları
  • *
  • İleti: 252
DİNLERE İNANMIYORUM

‘İşte Hayat’, ‘Konuşamıyorum’, ‘Anlasana’, gibi çok sayıda klasikleşmiş esere imza atan İlhan İrem, Türkiye’yi, kainatı, aşkı, özgün bakış açısıyla değerlendirdi
Hidayete mi erdiniz? sorusuna “Dinlere inanmıyorum” diyerek cevap veriyor İlhan İrem. “Üzerindeki akıllı canlıların büyük ap tallıkları nedeniyle Dünya kaybedilmiş gezegene dönüşüyor. İnsanlığın geldiği nokta Tanrı’yı bile şaşırtan bir fiyaskodur” diyor. İşte İlhan İrem’in şifreleri…


Tanrı’yı sorguladığınız “Kuklacı Amca”’dan, mistik öğeler taşıyan Cennet İlahileri’ne hayatınızda neler değişti? Hidayete mi erdiniz??  

İnancım kainatın sonsuz güzelliğine ve büyüsüne. Dinlere inanmıyorum. Dünya tarihinin başlangıcından bugüne kadar  geçen süreçte, huzur, barış ve sevgi için gönderildiği savlanan dinler, ayrılık, bağnazlık, ve savaş nedeni olmuş. Giderek daha büyük puntolarla düşünmeye alışan, hayatın asıl anlamı olan hassasiyet ve ayrıntıyı kaybeden insanlar, dinlerin evrensel mesajını alabilecek algı kapasitesine sahip değil. Herkes takım tutar gibi, asla karşı tarafa empati yapmaksızın kendi kör inançlarının peşinde bağırıp çağırmakla meşgul.
Öyle bir kaos oluştu ki, dinlerin bu yorumlanış şekilleriyle huzur ve düzen getirmeleri imkansız. Önce İnsanların beyninde bir reform olmalıdır. Bilinçsizliğin yerine bir bütünlük bilinci gelmedikçe, İnsanlık beklenenden de yakın bir gelecekte toz olacak. Üzerindeki akıllı canlıların büyük *****lıkları nedeniyle Dünya kaybedilmiş gezegene dönüşüyor. İnsanlığın geldiği nokta Tanrıyı bile şaşırtan bir fiyaskodur.
İlk plağım “Birleşsin Bütün Eller”de veya 1975 senesinde toplatılan “Kuklacı Amca”da ne anlatıyorsam, bugün de aynı konuları anlatıyorum. Farklı olan biçemdir. Özde aynı kalarak, kaçınılmaz bir şekilde nüanstan nüansa geçiyorum. Şarkılarım benimle birlikte büyüyor, yaşantım, sezgilerim ve gözlemlerim hangi boyuta ulaştıysa bütün şeffaflığıyla kendimi yansıtıyorum. Toplumun sağırlığına, giderek kütleşen algılara biraz daha anlaşılır servisler yapmak hiçbir zaman benim ilgi alanımda olmadı. 37 sene önce başlarken hayallerini kurduğum çok yetkin bir izleyici kitlesi ile paylaşıyorum şarkılarımı. Bu benim için çok çok değerli. Yaşanan zibidiliklere karşı, kendine özel duruşlar sergileyen sanatçıları daha farklı kavrayacak bir toplum bilinci olsaydı, Türkiye’de siyaset, sanat, bilim ve herşey bambaşka kişilerce bambaşka güzelliklere taşınabilirdi.

“Işık ve Sevgiyle” felsefesini benimsemiş bir sanatçı olarak, günümüzde vahşi cinayet ve katliam olaylarının artmasını neye bağlıyorsunuz? İnsanlık mutluluğu nasıl yakalayacaktır?

Ben toplumdaki çürümeyi ilk kez görenlerdenim. 30 sene önce, bugün yaşanacakları durugörü gibi önceden hissettim. 1980 yılında ilk tepki olarak iç uzaylarıma çekildim. 90’ların başından itibaren müzik çalışmalarını sürdürmekle birlikte fizik olarak kendimi geri çektim. Bu ormana ait hiçbir kişi ya da kavram ile ilişkim olmadı. Sanatçı olarak her zaman kendi lisanımla çalışmalarımı ve uyarılarımı yaptım. 1980 – 1987 arasında yazdığım 150 dakikalık rock senfonide (Pencere… Köprü… Ve Ötesi…) 1985’den bu yana yazdığım, başta “Katastrof” (Kıyamet) olmak üzere bütün kitaplarım ve “Koridor”, “Seni Seviyorum”, “Cennet ilahileri” gibi bütün albümlerimde Türkiye’nin, dünyanın ve insanlığın içinde bulunduğu çürümeyi ve sevgisizlik krizini anlattım hep. Tabii ki toplumun duyarlı ve aydınlık insanlarının netlikle algılayabileceği, insani donanım gerektiren söylemler bunlar.
“Cennet İlahileri”ni birleşik bir inanç ve aşk çatısı düşleyerek kurguladım. Çünkü içimdeki umut ve güzele olan aşk asla ölmez. inançlardan, kutsal kitaplardan ve mitolojik metinlerden çağrışımlar taşıyan birleştirici bir cennet düşledim. “Hu” adlı şarkının ardından çan sesleriyle”Müjde” başlıyor. Göksel metinler ve anlatımlarla süren, içbarıştan dünyaya ve evrene açılan müzikal devinimler… yaklaşık yarım asırdır sürdürdüğüm bir açılımla ışıklı sevgileri anlatıyorum. Teorilere, büyük büyük formüllere gerek yok. İlhan İrem ve izleyicilerinin sessiz sedasız oluşturdukları olağanüstü sevgi ve bütünsel yapı, evrensel insanın his paylaşımına mükemmel bir örnektir.


En büyük hayaliniz nedir?

Peru’da, Macchu Picchu’da, barış, birlik ve doğa adına bütün insanlara seslenebileceğim bir konser vermek isterdim.

2010’da hayranlarınızı ne gibi sürprizler bekliyor?

Uzun bir süredir yazdığım albümü 2010 yılında tamamlayabileceğimi düşünüyorum. Albüm çalışmalışmaları yıllarca sürebiliyor. Ama yayınlandıktan sonra bir daha yok olmayan şarkılar için bu üretim sürecinin normal olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca konserlerim ve yeni kitap çalışmalarım olacak.

Ergenekon operasyonları toplumu ikiye bölmüş durumda, bu konuda sizin düşünceleriniz nelerdir?

Bir akıl tutulması yaşanıyor. Toplum bir elma gibi bir çok parçaya bölündü.
Üretimlerimin sağlığı için bütün bunların dışında, izole bir dünyada yaşama arzuma rağmen, haksızlıklara karşı içimde taşıdığım dürtü bunu engelliyor.
Olayları uzaktan daha şeffaf görebiliyorum. Türkiye’ye çok büyük bir çelişkinin yaşatıldığını ve bunun çok büyük bir tehlike olduğunu düşünüyorum. Dünya da bu rüzgara kendini kaptırmış durumda. Çağdaş dünyada insanların ne olduğuna değil neler yaptığına bakılır. Oysa Türkiye’de kimlik üzerinden siyaset ve yaşam kurulmak isteniyor. Bu son altmış yıllık çürümenin ulaştığı uç boyuttur.
Öyle konular, öylesine hızlı yaşanıp tüketiliyor ki, en vahim iddialar bir anda komediye dönüşüyor ve unutuluyor. İnsanlar paralize oldu. Türkiye şoklama ile dondurulmuş vaziyette. Umarım buzlar çözüldüğünde çok geç olmaz.
Çünkü 2010 ve sonrasının tam bir doğum sancısı veya terminal safha olacağını düşünüyoum. Her zaman aydınlığı, özgürlüğü, evrensel sevgiyi anlatan bir sanatçı olarak bu korku imparatorluğunu kabullenemem.

Selda Bağcan “Darbe yapanları değil, yapamayanları yargılıyorlar” dedi.. Orhan Gencebay da “Kenan Evren 80 ihtilali ile can güvenliğini getirmiştir” dedi… Çalkantılı yılları yaşamış birisi olarak sizin bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Her gün darbe korkusuyla yaşanır mı?

Yaşanan süreç, toplumun tam bağımsızlığa inanan, aydınlık kesimine sindirme taktiğidir.
Planlı programlı sürekli sanal gündem yaratılarak servis ediliyor. Bilinçli ve bilinçsiz olarak bu toz bulutunu körükleyen aydınlar var. Oysa yaşananların özgürlük ve demokrasi ile hiçbir ilgisi yok. En kötüsü de, dozu giderek artan cüretkarlık artık olağan kabul ediliyor.

İlhan İrem kendini nasıl tanımlıyor? Demokrasi anlayışı nedir? Kırmızı çizgileri var mı?

Ürettiklerim ve gerçek hayatımla bir kainat gezginiyim. Ama bu hassas coğrafyada yaşayan bir sanatçı olarak, üzerinde yaşadığım topraklara olan sorumluluklarımı gözardı edemem. Düşlenen cennetlere rüya alemlerinden transit olarak geçilmiyor. Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetine inanan, laik, demokratik, Kemalist, anti emperyalist bir yurtseverim. Bu benim dünya görüşümdür. Kimseyi ilgilendirmemesi gerektiği gibi, kimsenin düşünsel yapısı ve yaşam şekli de başkalarını ilgilendirmez. Çalıştığım kişilerde, müzisyenlerimde, her türlü eğilime, tercihe sahip insan vardır. İnsanların özü, ne kadar insan olduğu önemlidir. Ne olduğu değil, nasıl olduğu… Asla kimlik gözetmem. Ancak bir kırmızı çizgim var. Bir varsayım olarak içimde taşıdığım, özgürlük ve demokrasi anlayışımı perdelemeyen bir düşünce; Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmeyen kişilere güvenmem. Bence Atatürk’ü sevmeyen bir kişi vefa duygusundan yoksun demektir. Vefa duygusu taşımayan kişiler vicdana sahip değildir. Vicdanı olmayanlar kendilerini, hayatlarını, başkalarını, çevrelerini, giderek dünyayı evrensel boyutlarda sevemezler.

“Yazık Oldu Yarınlara” şarkısıyla hafızalara kazınmış bir sanatçı olarak yarınları nasıl görüyorsunuz?

En karamsar şarkılarımın dahi atmosferinde  mutlaka umut vardır. Ümit asla bitmez. Ama ümit etmek için çaba göstermek, uyanmak gerek. En başta sevmek... Oysa insanlar giderek daha vahşileşiyor. Büyük bir kesim ise afyon yutmuş halde. Kulluktan yapışmış çok kötü bir alışkanlık var. “Devlet bilir” diyorlar... Başkaları tarafından kollanıp gözetilme rehavetinden kurtulunması gerek. Bu çok eski bir hastalık ve ümmetlikten halklığa geçememiş toplumların her kesiminde görebilirsiniz. İçinden geçilen bu sürecin tek nedeni cehalettir. Kavgaların, ayrılığın, şiddetin, trafiğin, bencilliğin, yanlış seçimlerin, herşeyin nedeni cehalet ve evrendeki yerini kavrayamamış insanın, devletlerin içine düştüğü kısır çekişmeler. O muazzam desendeki değerini ve yığınak derdine düşmeden dünya hayatının kıymetli, anlamlı ve sonsuz kılınabileceği… Metafizik bir söylem değil bu, ilkellikten kurtulup çağdaş olmanın ilk kuralı. “Değerin hiçliği ve hiçliğin değeri” paradoksunu çözememiş insanlar, büyük işler yapma sanrısında bir çöp gibi yuvarlanıp gidiyorlar. Kendilerinden biraz daha kurnaz olan aynı yolun yolcuları tarafından
“Ziyaretçiler” dizisindeki kötü niyetli uzaylılar gibi sinsice kullanılıp, tüketiliyorlar. En büyük sorun cehaletten doğan sevgisizlik.

Günümüzde ki şarkıları nasıl buluyorsunuz?  Hep aynı soundda ‘Eller havaya’ şarkıları yapan Serdar Ortaç, Demet Akalın gibi şarkıcılar sizce kalıcı olabilecekler mi?

Başından beri anlattığım fotografın müziği onlar. Dünya artık böyle bir yer. Dinlence ve eğlence müziği olarak da hepsi amacına uygun ve başarılı! Tuhaf olan eğlenceliklerin sanat ve sanatçı olarak kabul görmesi. Beğenilerin sığlaşması nedeniyle gerçek sanat pekçoklarınca ayırdedilemez oldu.

Bu yıl sizinle ilgili ‘Müziğin mistik İlahı’ diye bir kitap yayınlandı, ilahlaştırıldığınızı  ya da putlaştırıldığınızı düşünüyor musunuz?

Payelerle ilişiğimi çok seneler önce kestim. Övgüler ve eleştiriler beni ilgilendirmiyor. Sadece sanatıma çok büyük bir emek verdiğimi, işimi mükemmel yaptığımı biliyorum. Hayatımla, yazdıklarımla, duruşumla şeffafım. Canımdan can vererek ürettiğim şarkılarım bence düşünsel ve müzikal birer nakış barındırıyor. Kainatın bana özel bu hediyesine şükürlerle doluyum. Güzelliği hisseden dinleyicinin yaşadığı ve çevresine yaşattığı derin paylaşım paha biçilmezdir. Yalnızca işimi kusursuz yapmaya çalışıyorum.

Sözler yazıp, besteler yaptığınız Bursa ve Kıbrıs’ta konserleriniz olacak mı? İstanbullu hayranlarınıza ne gibi sürprizler hazırlıyorsunuz? Bu şehirlerin sizin hayatınız üzerinde etkisi nasıl?

Müzik dünyasında egemen olduğunu varsayan bazı güçler, sessiz sedasız gerçekleştirdiğim devrimin farkında değiller. Farkında olanlar ise, düzenin çarklarında debelenmeden, düzen için kurguladıkları insanlardan çok daha büyük bir potansiyel oluşturmamı kabullenemiyorlar. İnanılmaz emek ve sabırla oluşan güzelliği, yalnızca sessiz olduğu, bağırıp çağırmadığı için yok saymaya, engellemeye uğraşıyorlar. Yapımcıları manuple ederek konserlerimi, albüm çalışmalarımı bloke etmeye çalışan pek çok isim bilgisi ulaşıyor. Oluşturdukları tekelin dışındayım ve onların tarzında bir sanatçı değilim. Yalnızca eserlerime ve olağanüstü dinleyicime güveniyorum. 2009 senesinde albüm çalışmaları sürdüğü için konser yapmadım. Yakın bir gelecekte İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa ve Kıbrıs’ta başta olmak üzere konserler vereceğim.

Size göre kimler efsane? Efsane olmanın kriterleri nelerdir? ‘Yaşayan Efsane’ olarak anılmak nasıl bir duygu?

Efsane olmak bence yüzyıllar sonra yaşayan ölümsüz eserler bırakmaktır. Çağlar sonra netleşecek bir olgudan bugünden söz etmek anlamsız. Dünyevi payelerden uzak durmayı başarabildiğim için, saf, duru ve yoğun şarkılar yazabiliyorum. Müziğimi hayatım olarak yaşıyorum.

“Konuşamıyorum” şarkısını kimin için yazmıştınız? “Sazlıklardan havalanan bir ördek gibisin…” diyorsunuz… Bu benzetmeyi kimin için yapmıştınız? Sizi derinden etkileyen başka şarkılarınız varsa onun da adı ve öyküsünü alabilir miyiz?

“Konuşamıyorum” uzun zaman sonra karşılaşan, yalnızca yılbaşı gecesini birlikte geçirip sabaha karşı tekrar ayrılan eski sevgililerin hikayesidir. Sabaha karşı Beykoz ormanındaki köprünün altında yazmıştım. “Sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin” diyorum. Korkuyla havalanan ördekler yön duygularını kaybederek bir süre dağınık uçarlar. Sevgilinin sesi ördeğin ürkek haline benzetiliyor. Sesin görüntüye benzetilmesi alışılmadık bir durum herhalde ki, 32 yıldan beri bu konu soruluyor.

Günümüzde aşk ve romantizm tarz mı değiştirdi? Sanal bir dünya da reel aşkları arıyor insan oğlu… Aşkın tarifini bir de sizden alabilir miyiz?

Değişen insan dokusu ve dünyanın atmosferi artık büyük aşkların yaşanmasına uygun bir yer değil. Aşk derin bir farkındalık, hassasiyet halidir. Kendi içsel derinliklerinden kozmozun en uzak noktalarına kadar en ince ayrıntılardan örülü bir duyarlık, akıl ve bilgi ile bezenmiş bir ilgi ve özen gerektirir.
Duyguları ucundan tutan teknoloji insanlarının, bu hayatın her zerresine yayılmış kuru görüntüler ve baştan savmalık içersinde aşk yaşamaları mümkün değil. O nedenle bazı özel kişilikler dışında gençlerin “aşk” diye yaşadıkları bir şuursuzluk hali.

Eşiniz Hansu İrem’in hayatınıza ne gibi katkıları olmuştur?
Hansu İrem, üç yaşın masumiyeti ve üçyüzbin yaşın bilgeliğine sahip. Olağanüstü bir sağduyusu ve düş dünyası var. Yaşadığımız aşk ve yol arkadaşlığı anlatılamaz. Tanıdığım en büyük şairdir. Birlikte bir kainat yarattık. İnsanın aşık olduğu insanla taptığı işi, sanatını yapmasından daha büyük bir mutluluk olabilir mi?

Son olarak hayranlarınıza neler söylemek istersiniz?
Herşey şimdi başlıyor.
Işık ve sevgiyle…



Röportaj: Olcay Ünal Sert

Çevrimdışı ormanbaba

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 219
    • Katastrof
Soğuk duşlardan sonra ciğerler kilitlenir, konuşmaya mecal bırakmayacak kadar...

Oysa soğuk duş ne iyi gelir ciğerlere...

Vücut, ısı dengesini yeniden ayarlar. Bütün hastalıkları, ateşi, söker atar bedenden.

Ama bazı ateşler düşmek bilmez...

Soğuk duşlar, ilaçlar, tavsiyeler nafiledir... O ateş ki; bazen kendisi düşmesi gerekir.

Sabırla beklenmelidir...

Susuyorsak, İlhan İrem'i dinsizlikle suçladığımızdan değil, O'na sınırı olmayan güvenimizdendir. Anlattıklarının gerçek hayatta sağlamalarını yaptığımızdandır.

Ne hayat o kadar basit, ne de İlhan İrem'in anlattıkları...

Bazen coşup konuşmak gerekir,

Bazen de "eyvallah" deyip, susmak...

Çevrimdışı matya

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 50

  bilmek için kendine izin vermeyene susmak gerekir....
"AKLININ ALAMAYACAĞI ALEMLERE AKIYORUM.. KAFANIN BASAMAYACAĞI GERÇEKLERDE YAŞIYORUM..BENİ FARK ETMEN İÇİN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKMIYORUM.KENDİMİ İSPAT ETMEK İÇİN ŞEKİLLERDE KÖPEK OLMUYORUM.BEN KİM OLDUĞUMU ZATEN BİLİYORUM"

Çevrimdışı disciple_of

  • DMT
  • *
  • İleti: 187
Evet ''İnanmak; maviliklerin arkasına gizlenmiş cennetlere benzer''
Not: Maviliklerin arkasında olanca gerçekliğiyle uzanan bu cennetler, hislerini henüz kirletmemiş olanlara aittir !..
Herkesin kalbi vardır zannedilmesin !


http://doganin.melektozlari.com

Çevrimdışı isikkerem

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 9
“Cennet İlahileri”ni birleşik bir inanç ve aşk çatısı düşleyerek kurguladım. Çünkü içimdeki umut ve güzele olan aşk asla ölmez. inançlardan, kutsal kitaplardan ve mitolojik metinlerden çağrışımlar taşıyan birleştirici bir cennet düşledim.''
İşte bu cümlelerle tüm sorulara cevap veriyor Sayın İrem.''Herşeyin ötesine gel başlangıcına yani!''derken;İnsanın ilk doğuşu o sevgiden nasıl kopuşu ne olursak kim olursak O'ndan geldiğimiz ve O'na yolculuğumuz...
Ama insanın kuşandığı zırhları bir başkasına vermesi kolay değildir!Bu koşulsuz sevmekle aynı anlama gelir.Ve bunu yapmadan özgür ruha kavuşmasıda mümkün görünmüyor.Kendimizi hapsettiğimiz çile odamızdan yine ve sadece kendi elimizle özgür irademizle çıkabiliriz.
Ne kadar büyük puntolarla yazsamda yalnızca görmek istediğin yerini göreceksin...Sen görmek istemedikten sonra gözünün önündeki cennet bile karanlık soğuk terkedilmiş bir bahçe olacak..
İlahi,cennet,sevgi,ışık,hu daha bir sürü kelime sana başka şeyler anlamlar,semboller,dini yaklaşımlar aklına getirebilir ''Birşey anlamadım''diyebilirsin...Ama O sana diyorki;''Herşeyin ötesine gel başlangıcına yani!'
Oraya geldiğinde o BİRliği yaşadığın gün kalbin kırıklarını,paramparça yanlızlıkları,kuşandığın zırhları bırakacaksın...Ruhun yükselişi bir efsane yada hayali bir kurgu değil!
Işık ve sevgiyle...
 
Tam bitti dediğin anda
Bir gül kök salar damarlarında...
Herşey Biter Birşey Bitmez..

Çevrimdışı picotti

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 16
uzun bir aradan sonra girdiğim forumda.ilk ilgimi çeken üstadın dinlere inanmıyorum sözü oldu.üstadı eleştirecek değilim heleki ilahiyatçı hiç değilim.bu sözün neresinden tutulabilir bilemiyorum.ama dinimizce dinler diye bir kavram yok tamamlanan din var.yada diyelim dinler var.dinlerde allahın sözleriyse ki kurana tüm kalbimle akıl gözümle inanan biri olarak allahın sözüdür.insanların yanlış yada birbirlerinden farklı yorumlamaları sebebiyle dinlere inanmıyorum mantığını kuramadım.örneklemek gerekirse örneğin grup katasrofun üstadın bir şarkısını yanlış yorumlaması sonucu ben İlhan İreme inanmıyorum demem gibi bi durum ortaya çıkıyor.

(not grup katasrof sadece aklıma gelen ilk örnekti.yok öyle bi yanlış yorum.aksine çok başarılılar.)
öncesi ve sonrası yok benim için herşeysin

Çevrimdışı isikkerem

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 9
Aslında sözlerinizle anlatmak istediklerime bir örnek oluşturmuş oldunuz bu açıdan size teşekkür etmek istiyorum.Komik olmam hiç önemli değil hatta bu kurumuş dünyada birilerinin gülümsemesine vesile olmak çok güzel.İster inan ister inanma Çağdaş ruh :) İnanıp inanmamakta özgürsün her canlı gibi.Herhalukarda benim için farketmez...
Bizi,evreni yaratan mutlak varlıktı anlatmaya çalıştığım sizin Tanrı konsepti olarak algıladığınız şey, ama insanın kuşandığı zırhları bir başkasına vermesi kolay değildir!Kalbin kırıklarıdır sizi korumaya iten,ama burada sizi incitmek isteyen yok!Benliğinizi tek,yüce,yegane hissedebilirsiniz etrafınıza kalın duvarlarda örebilirsiniz ama bir gerçek varki görmeyi istemediğiniz...
Biz hepimiz aynı mutlak varlığın parçalarıyız.Sevgiyle dağılıp milyonlarca parçaya ayrılan mutlak varlık...Ama,malesef ve ne yazık ki yalnızca görmek istediğin yerini göreceksin.
Sayın İlhan İrem'den de senin adına ben özür dilerim.Çok üzgünüm...
Tam bitti dediğin anda
Bir gül kök salar damarlarında...
Herşey Biter Birşey Bitmez..

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
16210 Gösterim
Son İleti 28 Mayıs 2006, 12:45
Gönderen: hayalperest99
0 Yanıt
8482 Gösterim
Son İleti 23 Haziran 2006, 20:05
Gönderen: Melek Tozları
6 Yanıt
11487 Gösterim
Son İleti 29 Haziran 2007, 10:17
Gönderen: MT8
0 Yanıt
9849 Gösterim
Son İleti 09 Ocak 2009, 21:14
Gönderen: refref
13 Yanıt
14537 Gösterim
Son İleti 09 Kasım 2009, 16:42
Gönderen: Krizalit Kristalin
0 Yanıt
34093 Gösterim
Son İleti 29 Mayıs 2010, 01:27
Gönderen: Melek Tozları
0 Yanıt
36781 Gösterim
Son İleti 18 Eylül 2010, 02:36
Gönderen: Shalamar

usa online pharmacy