Gönderen Konu: 100 Maymun Fenomeni  (Okunma sayısı 3179 defa)

Çevrimdışı crysalid

  • DMT
  • *
  • İleti: 218
    • Doğanın Melek Tozları
100 Maymun Fenomeni
« : 09 Eylül 2008, 14:28 »
   Ken Keyes Jr.'ın "The Hundredth Monkey", yani "Yüzüncü Maymun" isimli kitabından belki de hepimizin ilgisini çekeceğini düşündüğüm gerçek bir deney ya da gözlemi paylaşmak istiyorum; 

  "Size gerçek bir hikâye anlatacağım: Yüzüncü Maymun'un hikâyesini... Pasifik Okyanusu'nda irili ufaklı birçok ada. Bu adalarda Macaca Fuscata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor.

   1952'de Koshima Adası'nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor. Ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.

    Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor, İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo'nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılıyor.

    1952 ve 1958 yılları arasinda genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958'in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.

    Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!

    Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları... Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.Yani, "Yüzüncü Maymun Fenomeni" denilen bu fenomen şunu gösteriyor: Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor.

    Ama "bilenlerin" sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha "yeni yol"a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası...

"Yüzüncü Maymun Fenomeni", Duke Üniversitesi'nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı. Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularmı taşıyoruz. Yeniiklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların... Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse! Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar. "Yüzüncü Maymun" belki de sizsiniz."(Çeviriyi yapan: Nil Gün )


    Maymunlar üzerinde yapılan bu araştırmadan elde edilen bilgilerden sonra Avustralyalı ve İngiliz bilim adamları üşenmemişler ve insanlar üzerinde de benzer araştırmalar yapmışlar. Ve çok ilginç benzer sonuçlar elde etmişler.
    Biz sevecenler biliyoruz ki Işık Dost'un dediği gibi "Evrende canlı cansız ne varsa, hepsi bizim parçamız. "Her birimiz yaydığımız yaşam gücü manyetik alanına sahibiz. Canlı cansız bütün zerrecikleri ile bilinç halinde olan kozmosla sürekli etkileşim halindeyiz. Bu manevi gücün, kendi alanlarımızın ayırımına varabilseydik, bilinçli olarak temizleyip, negatif düşüncelerden arındırabilseydik, ruhlarımız birbiriyle buluştuğunda yeni ve çok başka ilişkiler içinde hayatlarımız ve planetimiz bugünkü kaosun ötesinde bir güzellikte olurdu."
    İnsanları  ve canlı cansız herşeyi birbirine bağlayan bu enerji ağı içinde sadece tek bir kişinin başlattığı değişimin bile zamanla  diğer insanları etkilemesiyle ulaşılan bir Kritik Kütlenin yada Eşik Noktasının tüm insanlığı etkileyen bir kuantum sıçrayışı etkisi yaratabilmektedir.
    Bilimin yıllarca süren araştırmalardan elde ettiği gerçekler çok "ilginç"tir ki pek çok kişinin ilkel(!) diye nitelendirdiği kabilelerce asırlardan beri bilinmektedir.
    Avustralya’da yaşayan Aborijinler ("Bir Çift Yürek" adlı kitap Aborjinlerin yaşamını anlatan çok güzel bir eserdir.) kendilerinin "Rüya zamanı" dedikleri kadim bir hayat ağı ile birbirlerine bağlı olduklarına inanırlar ve bu kolektif rüya, ya da daha doğrusu bilinç hali içinde kalplerinde merkezlenerek, bir Batılının asla anlayamayacağı biçimde TELEPATİK olarak iletişim kurabilirler.
   Aynı şekilde Yeni Zelanda’da Maori’ler yine zihnin ötesine geçip, varlıklarının kutsal noktasına girerek yaptıkları meditasyonlarda Amerika’da yaşayan Hopi’lerle iletişim kurabilirler. Hawaii’de Kahuna yerlileri besinlerini nereden bulabileceklerini "Dünya Ana" ile konuşarak öğrenirler. Tüm bu ilkel(!) insanlar bizlerin unuttuğumuz ve şimdilerde debelenerek bulmaya çalıştığımız "BİR’lik" anlayışını kaybetmemiş insanlardır. Onlar huzuru, barışı ve mutluluğu ilkin kendi içlerinde bulmaları gerektiğini, tüm bunları dışarıdan bekledikleri takdirde hayal kırıklıkları yaşayacaklarını bilen ve bu değerli bilgi sayesinde "BİR" olmayı başaran Gerçek İnsanlar'dır.
   
    Dünyayı değiştirebilmemiz  için önce kendimizi değiştirmeli ve geliştirmeliyiz. Bunu anladığımızda maymun İmo’nun başlattığı değişim gibi bir değişim başlayacaktır ve Kritik Kütle'ye ulaşıldığında Dünya da değişmiş olacaktır.

     Işık Dost'un sözleriyle bitirmek istiyorum;
   
  " Eğer bir gün hayatınızda bir dönüşüm olacaksa; O gün yobazlıklarla, bağnazlıklarla, haksızlıklarla ve duyarsızlıklarla kavga eden, bugünlerin azınlık insanlarına şükretmelisiniz. "   
http://doganin.melektozlari.com

Sevginin sonsuz renkleri vardır

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
85986 Gösterim
Son İleti 18 Haziran 2009, 10:00
Gönderen: tesekkurler.sagol

usa online pharmacy