Gönderen Konu: YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası  (Okunma sayısı 12251 defa)

Çevrimdışı Shalamar

  • Melek Tozları
  • *
  • İleti: 705
YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası
« : 14 Haziran 2008, 19:25 »
Akrep zehrini akıttı… Bünye felç! Havaya, suya, karanlık kokusu yayılıyor yavaştan.

Ülkenin tüm damarlarına ‘Öteki Dünya Diktatoryası’ nüfuz ediyor.

Yaşamasızların hayat rehberi yani.

Dinlerin tohumu; güzellik, iyilik, kâinatın birliği ve evrensel sevgi bütünlüğüdür. Sınırsız bilinçlerin/birbirine dönüşmeden, sonsuz özgürlük deryasında ‘bir’ olması…

Oysa, asırlar boyunca, çarpılıp bölünen, karanlığa açılan, garip insanlık hikâyelerine dönüştürülmüşler.

Güç gösterisinin, ayrımcılığın, Tanrı adına yapılan aldatmacanın odağı haline getirilen dinlerin, Yeni Dünya Versiyonunu yaratanlar, ülkelerin yönetimlerinden geri dönüşsüz olarak tasfiye edilmedikçe, aydınlık bir insan geleceğinden söz etmek mümkün değildir.

Anlamı arınma ve iyi ahlak olan dinler, yobazların yamulttuğu bu halleriyle, ayrılığa neden olmakta… Gelişmeyi, sevgiyi, evrensel özgürlükleri hiçlemektedir. Yapay sevgi söylemleri içinde, sevgisizlik ve duyarsızlık azgınlık boyutlarındadır! Anadolu ışığını karartan mezartaşı kafalılar… En güzel Tanrı çağrılarını tehdit feryadına dönüştürenler…Sergilerden kaldırılan ‘nü’ resimler… Dünya tarihinin en onurlu özgürlük savaşını ve aydınlanma devrimini görmezden gelip,fetih kutlamalarına kilitlenenler…

Kabadayıların arapsaçına döndürdüğü gündem…

Emperyalistlere peşkeş çekilen, dağlar, kıyılar, tarih…

Cehaletin ve ahlaksızlıkların tavan yaptığı bu güzelim ülke, Takunya Cumhuriyeti’ne dönüşmüştür. Daha da kötüsü, gözler loşluğa alışmış, tepki ölmüştür… Yeryüzü, değişik frekanslarda, tapon anlayışların ve küresel ortaçağ oyuncularının eline geçmiştir. Yaşatılmak istenen, softaların çıkarları için uydurduğu, Öteki Dünya Diktatoryası’dır. Biçarelerden çağdaş bir gelecek kurmalarını beklemek yanılgıların en büyüğüdür.

Dünya, bu külüstür sistemi atmosferinden atmalıdır.İnsan, güzelliklerle güzelleşen, kendi ışığı ile aydınlanan, sevgiyle sevgi çoğaltabilen…

Yanlışa düştüğü kadar, doğruyu da anlayabilen, kenetlenen, dönüşebilen bir Tanrı zerresi…

Aydınlık yürekli canların ülkeleri için yaşadıkları üzüntü bir yana…

Kâinat, bu gezegendeki karaltıları derinden hissetmektedir. Açılan sayfa, içinde yaşayanlarca yeniden mavileşmezse, yırtılır.

Işık ve sevgiyle…
İlhan İREM

Cumhuriyet Gazetesi
14 Haziran 2008

Çevrimdışı disciple_of

  • DMT
  • *
  • İleti: 187
Ynt: YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası, 1923-2023
« Yanıtla #1 : 29 Ağustos 2008, 19:37 »
"Al " renkli Türkçü/devrimcilik; Türkiye Cumhuriyeti toplumsal düzleminde, devrim/karşı devrim mücadelesi sürecine girilmişlik tepkisi olarak anlaşılmalıdır.

Bir (ak renkli) karşı devrim gerçeği vardır. Karşı devrim açıkça görülebilineceği gibi, ab ve abd destekli emperyalist politikların işbirlikçiliğiyle işleri kotarmaktadır.

Türk ulus toplumsalı bakımından şimdiye kadar atılmış en ileri adım olan çizgiyi
(1923 uluslaşma devrimini) ayrıştırarak, parçalamak amacındadır. Demokrasilerin ulus toplumsalı parçalamak gibi bir amacı olamaz.

En çok farklılıklara saygı duyar, bunları da zamanla ulusal kültür sentezine gidecek biçimde homojenize eder, edebilir, etmelidir de...

Devrim Süreci ve Ülkenin Öznelden, Nesnele Reel bir Değerlendirmesi:

1923 Türk Aydınlanma Devrimi ne burjuvazi, ne proleter anlamında bir toplumbilimsel katmanlaşması olmaksızın, ’eşraf’ nitelenen, feodal tarım toplumu/ asker birlikteliği ile emperyalizme karşı bir ulusal kur(t)uluş savaşı vermiştir. (asker/eşraf/köylü)

Ülkenin şu anki hali, ’demokratik ve kültürel haklar’ maskesi altında bir sömürgeleştirme olgusundan başka bir durum arzetmemektedir. İnsanların grup/kamu çıkar çelişkisini göremiyor olması, karşı devrim ve sömürgeleştirmenin en büyük avnatajı olmakla birlikte, aynı zamanda baş çelişkisidir de !..

Yapılması gerekli olan ise, kendilerini "ak" renkli olarak niteleyen, yaptıkları artık dayanılmaza varan bu sömürgeci emperyal mantığın ülkemizdeki işbirlikçilerden, tümden ve toptan süpürülecekleri sonuçlu olarak düşündüğüm. Al renkli bir -yeniden ulusal demokratik devrim- beklentisinden yana tavır alarak kurtulmak olmalıdır.

Demokratik devrimin amacı; mutlaka ve 1923 çizgisinden sapmadan, "ulusal sorun" safhasını aşmaya yardımcı olacak bir sosyo/ekonomik-kültürel yapıyı, ikame ve idame ettirecek sürece dönüştürmek olmalıdır.

Türk ulus/halk toplumsalının en büyük çelişkilerinin izdüşümü, temel çelişkide olsun, ana çelişkide olsun, yönetsel ve ekonomik açıdan bağımlılaştırıldığı, oligarşik yapıdaki -gayri Türklük- rengidir. Bunun en son kullanılan belirgin rengi ise "ak"tır !

Şartlar gereği, zamanımız Türk ulus/halk toplumsalında sınıflar, artık yatay ve dikey katmanlaşma anlamında iyiden iyiye belirginleşmiştir. Yatay ve dikey katmanlaşmaların getirdiği bu ayrışmalar, aşırı keskinleşen bu çelişkileri daha fazla taşıyabilecek gibi görünmemektedir.

Al renkli bir devrim artık kaçınılmazdır. Ak renkli karşı devrimin yerine gelecek olan ise; gerici/etnik/mandacı ve liberal maskeli gayri Türk unsurlardan ayıklanmış, yönetsel/ekonomik alanlarda toplumun çoğunluğunu oluşturanlarca gerçekleştirilmiş, antiemperyalist ve “istiklal-i tam” zihniyette bir -Türk siyasi yönetseli- kurmak olmalıdır.

Geriye gidişlere dur demekle işe başlanabilir. Kemalist, 1923 Türk aydınlanmacı/devrimci çizgiyi korumadaki hassasiyetimiz, burada çok fazlaca bir önem kazanmaktadır.

Çizgiyi korumak için, emperyalist işbirlikçisi etnik, dinci, mezhepçi, cemaatçi ve mandacı maskelilerin maskelerini düşürmek, anti empreyalist/ ulusal/halk cephesi şeklinde örgütlenmek, demokratik bir tepki şeklinde -al renkli devrimin- gerçekleşme sürecini başlatabilecektir.

Sonuç olarak, soyut olanları şu önermelerle somuta çekebiliyorum:

- Türkiye Cumhuriyeti, emperyalistler ve işbirlikçileri eliyle sömürgeleştirilme karşı devriminin son aşamasına girmiştir.

- Sömürgeleştirmeye karşı: Al renkli bir -Türk ulusal demokratik devrimi- kaçınılmazdır.

-Devrim anti-emperyalist mantıkta, anti-Batıcı ve onun etnik, dinci/mezhepçi ve mandacı, en önemlisi ise ortak paydaları -gayri Türklük- olan işbirlikçilerine karşı olacaktır.

-Merkez-çevre ülkeler diyagramı ve rant teorisel gerçeğin yeni ve maskelenmiş en son adı; Küreselleşme ve Y.D.D.’dir.

- Devrim, içerik olarak; Türkiyeli ya da Türkilerin değil, Türklerin iktidara geldiği ve ülkeyi yönettiği: Anti-emperyalist, ulusalcı, devrimci, laik, halkçı, devletçi, aydınlanmacı ve Mustafa Kemal ATATÜRK emaneti "İstiklal-i tam" bir Türkiye Cumhuriyeti çizgisiden geriye gidişlere karşı, devrimci/Türkçü öz ve görüntü birlikteliğinde sonuçlanacaktır...

- Türk ulus/halk toplumsalı: Yeni emperyal kapitalist sömürgeciliğe, yeni ve devrimci-Türkçü özle yinelenmiş olarak direnecektir. Dinsel, sınıfsal ve ulusal sömürü örtüşmesi çelişkisine karşı olacak bu direnişiyle, diğer sömürgeleş(tiril)en dünya uluslarına bir kez daha örnek olacaktır.

Türk ulus toplumsalı, Emperyal-Kapitalizm ve onun -yerelci ve evrenselci, Türkiyeli veya Türki- oligarşik yapısı- şeklinde niteleyebildiğim tüm bu işbirlikçiler koalisyonuna karşı, mutlak kazanmak zorunda olduğu önlenemez ve engellenemez zaferle, bir kez daha "mazlum uluslara" umut olacaktır.

M.Kemal ATATÜRK önderliğinde gerçekleştirdiği 1919-23 Türk Devrimi sürecinde; şerefsiz ve sömürgeci emperyalistlere attığı o asla unutmadıkları tokat gibi!..
                                                                             
                                                                                                           Işık ve Sevgiyle...
Herkesin kalbi vardır zannedilmesin !


http://doganin.melektozlari.com

Çevrimdışı disciple_of

  • DMT
  • *
  • İleti: 187
Ynt: YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası
« Yanıtla #2 : 31 Ağustos 2008, 04:10 »
Yaşasın İstiklal-i Tam Türkiye Cumhuriyeti...
Herkesin kalbi vardır zannedilmesin !


http://doganin.melektozlari.com

Çevrimdışı disciple_of

  • DMT
  • *
  • İleti: 187
Ynt: YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası
« Yanıtla #3 : 07 Eylül 2008, 23:30 »
YENİDEN 1919, YENİDEN AMASYA, YENİDEN SİVAS

EMPERYALİZM VE HER TÜRDEN İŞBİRLİKÇİLERİNE KARŞI
SİVAS KONGRESİ YENİDEN...

Şöyle kongre üzerine yazılmış yazıları okuduğumda, ’ ileri doğru akıp giden zaman içerisinde geriye doğru mu ne gitmişiz? ’ soru/ önermemiz ne kadar da doğruymuş aslında, diye tuhaf bir cümle yazarak başlayacağım!..

Tuhaf diyorum, sanki bu aralar, (23 temmuz 2007 sonrasını kastederek, iyiden iyiye zirve yaptı) yeniden bir meydan okumayla; 1923 Türk aydınlanması çizgisinden çıkarılmış bir ülke konumundayız..

Şeyhler, müridler, dervişler,"hocaefendi" olup yeniden arz-ı endam ediyorlar.. Atatürk’e, yaptıklarına, ülkenin kuruluş felsefesine inanmayan ve bunlarla kavgalı ne kadar zat-ı muhterem(!) varsa, bugün ülke yönetiminde...

Gelebilecekleri son noktaya da ulaşmak üzereler.

Artık yeni cumhurbaşkanı da,"onun makamına" yani Çankaya Köşkü’ne eşinin "türbanı" ile çıktı.. Allah’ın (Aslında/daha doğrusu AB ve ABD’nin) desteği ile, türbanı Çankaya’ya çıkarma emri yerine geldi, tüm dertlerimiz, sorunlarımız çözüldü (!)

Bizlerin, kim ne derse desin, yeniden Amasya’dan başlayıp Erzurum, Sivas, Ankara güzergahında bir mücadeleye girme vakti hızla yaklaşıyor sanki!...

İnsanın, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti, İngiliz ( ABD-AB )Muhipleri Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti, Pontus, Etnik-i Eterya, Hoybun gibi tarihte ne kadar zararlı ve işbirlikçi karekterde olup, ulusal bağımsızlık savaşına balta vurmuş örgüt varsa, sanki hortlamışlar da günümüze geri gelmişler diyesi geliyor ve böyle hissediyor.

İşimiz zor, İşimizi "Allah’a bırakanlar" var ama, Allah’ın Mustafa Kemal çizigisiyle ne zoru var da, bu devletin rejimini "Allah adına, din adına" bir de, utanmaksızın- ab ve abd emperyallerine- sırtını dayayarak değiştirmeye yeltendik diyebiliyorlar, ben hala bunu anlayabilmiş değilim ?!

Bunun değişmesi ile zoru olmaya bu zevat-ı muhterem, nasıl, neye ve niçine göre karar verebilmiş, çözebilen beri gelsin!..

Anlatabilsin bu tutarsızlıklarını mantıklıca, vallahi ben de anlayabileceğime söz veriyorum?!

Ya buna gerekçe gösterdikleri -%47 oy ile-, yurttaşlıktan, Osmanlı dönemi "kulluğuna", orada da kalmayıp "sürülüğe" gönüllüce -rıza göstermişlere- ne diyeceğiz?

İşte en yaman sorumuz da budur!..

Sivas Kongresi’nin 89. sene-i devriyesi kutlu olsun efendim.

Unutmayalım !

Uğur Çakmak
4 eylül 2008 (yazı üç gün geciktiği için herkese özürlerimi sunarım)
         
                                                                                       Işık ve sevgiyle...
Herkesin kalbi vardır zannedilmesin !


http://doganin.melektozlari.com

Çevrimdışı YANKI

  • DMT
  • *
  • İleti: 83
    • Elçi
Ynt: YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası
« Yanıtla #4 : 08 Eylül 2008, 11:54 »
Alıntı
Dinlerin tohumu; güzellik, iyilik, kâinatın birliği ve evrensel sevgi bütünlüğüdür. Sınırsız bilinçlerin/birbirine dönüşmeden, sonsuz özgürlük deryasında ‘bir’ olması…

Meclisimizden içeri bir hatırlatma olsun!

Bırakalım bu entel maskeli sosyo-psikopatlığı. Düşmanlık, neye olursa olsun düşmanlıktır.

Ve çirkin yüzünü her zaman birileri görür.

Her zaman!


Çevrimdışı akzambak

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 171
Ynt: YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası
« Yanıtla #5 : 09 Eylül 2008, 13:06 »

'Bir' olmaktır tek çare şimdilerde...

‘Bir’ iz aslında…Ama,

Her parçayı bütünden bilip, her zerrenin bütünden oluş bilinciyle, kişisel/dünyasal şuur, algı ve hareketlerin sınırlarına saygının gerekliliğiyle kaplanı kafeste besleyerek,  farklılıkları yeknesaklığa dönüştürmeksizin, olduğu haliyle karşılıklı kabul ediş sonralarında algılanabiliyor belki de insan yanımızla ‘Bir’ lik anlayışı.

Güzellik, iyilik, kâinatın birliği ve evrensel sevgi bütünlüğünü tohumunda barındıran, anlamı arınma ve iyi ahlâk olan dinler; akrep zehriyle sulanan topraklarda yeşerdiğinde, güç gösterisi, ayrımcılık ve ülkemizde giderek tehlikenin doruğuna tırmanan, Tanrı adına yapılan aldatmacanın zehirli sarmaşıkları olarak dal budak salıyor yere göğe.

Aydın yürekli canlar olarak; âcil bir biçimde, ülkemiz için yaşadığımız üzüntüyü bir yana bırakıp, yanlışa düştüğümüz kadar doğruyu da anlayabilen, kenetlenen, dönüşebilen bir Tanrı zerresi olduğumuzun bilinciyle ‘Bir’ oluşu yaşamanın önemini yeniden hatırlayarak;

En güzel Tanrı çağrılarının,
tehdit feryatlarına dönüştüğü karanlık kokusunda boğulmamak için..
İçinde yaşadığımız sayfayı yeniden mavileştirebilmek için..

İlkin kendimizi, sonra yakın çevremizi ve giderek, yayıldıkça genişleyen bir daire şeklinde tüm yaşamı güzele, iyiye, birliğe ve evrensel sevgi bütünlüğüne dönüştürmenin gerekliliklerini yerine getirmeliyiz.

“İnsan, güzelliklerle güzelleşen, kendi ışığı ile aydınlanan, sevgiyle sevgi çoğaltabilen…”
 İnsan, kadim bir hayat bağı ile bağlı oluşa inanmanın bilinciyle, kalpten kalbe yol   
 bulabilen…
 İnsan, Tanrı zerresi olduğunun bilincinden hareket ettiğinde, yüzyılları bir gecede
 yaşayabilen, duvarlara pencereler açabilen…

 Işık ve sevgiyle
"Sesini değil, sözünü yükselt. Yaprakları yeşerten yağmurlardır, gökgürültüleri değil."

Çevrimdışı disciple_of

  • DMT
  • *
  • İleti: 187
Ynt: YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası
« Yanıtla #6 : 09 Eylül 2008, 21:51 »
Biz evrensel çapta ''müjde''ler verirken, İnsanlık boyutunda bir ''Mistik Devrim'' düşlerken, gözlerimiz gerçeklere kapalı,  rasyonel çizgiden uzak olamayız..

Zira beyinlerin ve gönüllerin teslimiyeti, en dayanılmaz, acı verici olanı..

Ben merak ediyorum; Umarsız mı umutsuzu, umutsuz mu umarsızı kuşatmıştır?

Topyekün bir bilinç oluşmadığı sürece, durumun vehametini aktarmak ve yine topluca bir tavırla karşı koyabileceğimiz kanaatinde değilim akrebin döngüsüne... 

Yoksa bu tatsız merasimi tetevlenen ruhlarla selamlarımız, en cılız sesimizle...

Karartılara boyun eğmemek dileğiyle...
       
                                Işık ve sevgiyle...
Herkesin kalbi vardır zannedilmesin !


http://doganin.melektozlari.com

Çevrimdışı akzambak

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 171
Ynt: YAZI: Öteki Dünya Diktatoryası
« Yanıtla #7 : 11 Eylül 2008, 13:59 »

Bugünden tezi yok.
Ve her yarın bugün olduğunda..
Bugün yeniden
Hergün yeniden,
Tekrar yeniden..
Bir kez daha,
Bir kez daha...
        Başlayıp ilkin kendimizden,
        Ve yayılarak  hâle misal...

        İçimizi dışımızı ayırmaksızın..
        Kalbimiz ile kalıbımızın
        Ruhumuz ile bedenimizin,
                        görevlerini bilerek,

        Günde ve ötelerde..
        Beden ve gönül gözlerimizi,
        Rikkat ve dikkatle tüm gerçeklere açarak,
        Ve bir bir ayıklayıp karanlığın kirlettiği ne varsa,

         Kirletebileceklerine uyanıklıkla,
         Aynalar parlatılmalı ilkin.

Her birimiz/hepimiz
Hergün yeniden..
Tekrar yeniden
Anda ve zamanda..

Duyarlı!

Teslimiyetsiz!
Umarlı!

İnançlı!

Topyekün bilinçle!!
IŞIK VE SEVGİYLE!


"Sesini değil, sözünü yükselt. Yaprakları yeşerten yağmurlardır, gökgürültüleri değil."

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
21068 Gösterim
Son İleti 05 Haziran 2006, 19:24
Gönderen: Shalamar
12 Yanıt
58276 Gösterim
Son İleti 17 Ekim 2006, 00:41
Gönderen: thanados
22 Yanıt
27776 Gösterim
Son İleti 02 Kasım 2006, 22:52
Gönderen: zaf
1 Yanıt
16240 Gösterim
Son İleti 25 Aralık 2006, 12:06
Gönderen: cnizamoglu
4 Yanıt
48263 Gösterim
Son İleti 08 Mart 2007, 14:02
Gönderen: Sinan DOYAN
0 Yanıt
3433 Gösterim
Son İleti 03 Aralık 2007, 14:53
Gönderen: cagdas nizamoglu
2 Yanıt
54383 Gösterim
Son İleti 12 Mart 2008, 06:15
Gönderen: disciple_of

usa online pharmacy