Gönderen Konu: Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!  (Okunma sayısı 9096 defa)

Çevrimdışı Sirius

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 154
Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!
« : 26 Aralık 2007, 21:01 »


Nedense sondaki bu cümleyi eserden hep ayrı tutmuşumdur.
Parçanın zihinde kalan özel tadıyla her ne kadar örtüşüyor olsada, filizlendiği satırlardan başka yolculuklara kanat açar hisler doğururken;  ustasının o taşı başka açılardan bakınca apayrı parıltıları gösterecek şekilde konumlandırdığını düşünmüşümdür. En güzel kainat giysisiyle sunulmuşken elbette mücevher ustasının titizliği burada da gösteriyor kendini; tıpkı her eserinde aradıkça kendini cömertçe gösteren ve baktığın yere göre parıldıyan diğerleri gibi... Yer aldığı albüm, bulunduğu parçadaki konumu, söyleniş şekli ve arka plandaki melodiler...  “Gül Kokulu Çeyiz Sandığı” isminin örgüsünden; anlatımın kendi ve albüm içindeki yeriyle örtüşmesine, her tınısına ve finaline kadar  bütünün ilmekteki yansıması...
Eriyor elllerimde; ezgiler, kelimeler...



“Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!”


Kalıyor mu ?

Ne dersiniz ?







Çevrimdışı refref

  • DMT
  • *
  • İleti: 277
Ynt: Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!
« Yanıtla #1 : 26 Aralık 2007, 23:01 »
Sevgili Alp Tulunay güzel bir konuya değinmiş,aslında hislerini dökmüş yazıya...

Çok özel bir eserdir "Gül Kokulu Çeyiz Sandığı",çok ! Gerek KORİDOR albümü içerisinde gerekse İlhan İrem'in inanılmaz bir kurguya sahip olan müzikal öyküsünde çok önemli bir yer tutmaktadır kanımca...Başlangıcı ve şarkının devamı gibi finalide çok önemlidir.Sadece enstrümantal olarak dinlendiğinde de insanda inanılmaz bir huzur ve mutluluk tınıları uyandırmaktadır.
Pekçoğunuzun bildiği gibi 'Herşeysin' adlı eser KORİDOR albümünden konsepte uymadığı gerekçesiyle Işık Dost tarafından çıkarılmıştır.Çünkü:
Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!

O halde tam vakti :... Gül Kokulu Çeyiz Sandığı'nın başında buluşalım...
Son kapının ardında, gül kokulu çeyiz sandığının başında buluşalım.
Bakalım tanıyabilecekmisin beni. Düşünemeyeceğin bir haldeyim.
Krizalit kristalin.

Çevrimdışı Sirius

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 154
Ynt: Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!
« Yanıtla #2 : 28 Aralık 2007, 21:46 »
Hadi o zaman buluşalım.
Her şeyden azade çekip gittiğimiz o yerin; sedef kapıları önünde...
tam solmuşken açalım dizi dizi... Yanıtlar ezgilerde...
Tamamlanınca eksik kalan bir şeyler dökülsün gönlümüzden,
İzleri gölgelerde gizli...

Yoksa Gül Kokulu Çeyiz Sandığı’nın büyüsü tamamlanmayışında mı gizli,  tamamlansaydı böyle derin bir anlatım ortaya çıkar mıydı ? Yanıtlar yaratıcısında elbet... Ancak ezgilere bırakınca kendini sorgusuz; açılıyor bulutlar ve başlıyor sonsuz yolculuklar.. Satırlar arasında ruhunu çeken gizil bir enerji döndürüyor başını gül kokuları arasında... anlatımın evrenselliği, eşlik eden ezgiler ne yana kanatlansan o baktığın yere göre şekilleniyor,  ve bir şimşek olup çakıyor dökülürken yürekten derinlerde aydınlanan algılar. Her şeye indirgenebileceği gibi  (“ben sevda rüzgarında, sizde sessizlik hakim” satırlarında geçen “sevda” kelimesinin yarattığı anlamdaki aşk’ı niteleyerek) Aşk’ın da bir boyutu ulaşılmaz, erişilmez yada yarım kalmış, tamamlanmamış olması değil midir ? Bunu parçanın tüm geneliyle düşününce; paramparça bir yalnızlığın, kırk bir aynadan yansıması; kıvrandıran sancının  o acı kabullenişi...

Her şeyden ayrı bir hüzünü çok daha derinlerde hissetiren ve bu  ikilemleri aynı anda yaşattıran “Unut, unut bunları”  ile  eş zamanlı gelen “güzellikleri çerçeveler gibi boya dudaklarını”  ve nakaratların devamı....  Gökkuşağının tüm renkleri  ve ayın karanlık yüzünün girdapları aynı anlatım içinde titizlikle yerleştirildikleri yerden gülümsüyor.
Her cehennemin de kapısından cennete bir patika vardır der gibi,  mutlak umut; her defasında diğer Umut İlahileri’nde gizlendiği şekilde parıldıyor bir yerde, “bir omzunu göz kırpar gibi açıkta bırak... “

Susuzluk değil midir “Su”yu aratan... Tüm sevdaları hiçleyipte Aşk’a yeni bir ad koyduran... Diyar diyar dolaştırıp, çıplak ayakları yana kavrula aradıkça aynı anda bambaşka bir yolculuğu başlatan... 
Uzaklarda aradığını kendi içinde Dem’lendiren ve ışığı bulduran.
Aynı noktalarda buluşuyor farklı yüksekliklerdeki sonsuz yolculuklar...

Şarkılarda birer yükselen daire...

Bir Dem tutturuyorum çeyiz sandığının başında, Su’ya kavuşmazdan önce...
Gül kokusunun döndürdüğü başım; nihaventli ezgilerde...


O’ son noktanın sonrası...
                  Hiç bir zaman tamamlanmayacak belki de...
Ne dersiniz ?
                  Belki de tılsımı titrek bülbülün çilesinde...



Çevrimdışı Sirius

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 154
Ynt: Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!
« Yanıtla #3 : 01 Şubat 2008, 15:42 »
Sessizliğin inadına, bende hala tamamlanmamış bir şeyler var !
Tamamlanmasını istiyor muyum ?

-Yürekten- Hayır !

Daha başka açılardan bakınca öncekilerden farklı olarak yürekten yansıyan üç ayrı yansımayı; ilki öncelikli olmak üzere zamansız sıralarla paylaşmak istiyorum;

Tamamlanınca birşeyler eksik kalıyor mu ?
yada
Aşk’ın da bir boyutu ulaşılmaz, erişilmez yada yarım kalmış, tamamlanmamış olması değil midir ?
Tüm sevdaları hiçleyipte Aşk’a yeni bir ad koyduran... Diyar diyar dolaştırıp, çıplak ayakları yana kavrula aradıkça aynı anda bambaşka bir yolculuğu başlatan...
“Su”yu aratan susuzluk değil midir ?

Diye dökülmüştü hissedişler bir zaman önce...

Kana kana içsemde okyanusları, gözlerimizi kamaştıran bu sonsuzluğun içerisinde susuzluğum bir nokta;
Ne; gül deryası sonsuzluklar,
Ne; susuzluğum 
ne de “Su”yu arayışım
bitecek gibi değil...

Bende hala tamamlanmamış bir şeyler var,

Bütün bu mücevherler arasında ışıldayan diğerleri gibi ustasının o taşı başka açılardan bakınca apayrı pırıltıları gösterecek şekilde konumlandırdığını düşünmüşümdür.
En güzel kainat giysisiyle sunulmuşken; elbette mücevher ustasının titizliği burada da gösteriyor kendini...
Her bakışta apayrı ışıltıları sunarak...

Aynı noktalarda buluşuyor
farklı yüksekliklerdeki sonsuz yolculuklar...
Şarkılarda birer yükselen daire...
Ve bir şimşek olup çakıyor dökülürken yürekten,
derinlerde aydınlanan algılar.

Yıllar öncesinin bir cümlesi her defasında bambaşka anlamlar fısıldadı yolculuğa...
Soluklanmak için molalarda yaktığım her kamp ateşi
duvarlarda türlü renkte gölge oyunlarıyla dans etti...
sonsuzlukta salınan her biri gibi anlamların aydınlattığı gecelerin karanlığında,
“Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!”
her defasında farkı desenler çizdi gül kokulu koridorun duvarlarında...

Yüreğini kapat...
Finalde şarkının söz örgüsüne yapılan gönderme, tekrar tekrar kendini şarkının içinde arattıran bir serüvene dönüyor.

Tavanımızda dans eden karaltılar
örttükten sonra üzerimize geceyi
tekrar yeşetebilecek misin ?
Saçlarındaki solgun çiçekleri ?
Olan oldu,
bitende bitti,
bir gül yaprağı gibi
-geçiyorsun-

Sarıl...
Sıkı sıkıya
ne kaldıysa....

...

Açıkta bıraktığın omzuna bir küçük buse,
ezdiğin hayallerin ve yalanların ardında
savurupta yaktığın sevdalarımız hatırına...
Gül Kokulu Çeyiz Sandığı’nı tekrar açınca
nafile telaşlarında yeşerecek mi saçlarındaki çiçekler ?
Bende; bütün bu kavuşan ayrılıkların ortasında, tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler...


Hep bahara döner dünya, kış bittiminde açan yeni çiçeklerde mevsimlik değil midir ?


Çevrimdışı Sirius

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 154
Ynt: Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!
« Yanıtla #4 : 20 Şubat 2008, 14:49 »


Örttükten sonra üzerimize,
Geceyi....
          Hangimizden hangimize ?
                                             giderken...
Düşeyazıyor, saçlarındaki solgun çiçekler.

Devrik de olsa bu cümle; kimin yazdığını,
                                    anlar mısın ?
Kalır yerde;
                  mevsim geçer mi üstünden ?
Yüzü gözü bambaşka olsa da, çatlamış bir fotoğraf çerçevesinden bakar gibi;
Kaldırır mı yerden -başkası sanarak- yazdığımı ?
 
Güzellikleri çerçevelemiş bir pencereden atlamazdan,
bir gelincik tarlasını ateşe vermezden önce, dikilsem karşına;
                                                              bambaşka giysiler içinde;
çatırtıları tarif eder mi,
Kırık bir aynadan açılan kıyasıya gel-gitler...
ne kaldıysa, kapandığı kafeste
sıkı sıkıya...

“Sihirli davet şiirleri arayacaksın
                            hiç tanımadığın terazilerin şaşkınlığında.

Tanıyacaksın büyü çözüldüğünde”

                  Hangimizden hangimize ?
                  Düşe yazdığımı...

Hep bahara dönüyor gidip gidip geldiğim kutuplar arasında, kainat;
Ve bir benek beliriyor...


Bunu anlatacaktım;
                           düşeyazarken cümleler.
Ve daha niceler...


Bütün bu kavuşan ayrılıkların ortasında,
“Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler...”




http://www.youtube.com/watch?v=Fb9gf0P29uw



Çevrimdışı Sirius

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 154
Ynt: Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!
« Yanıtla #5 : 05 Mayıs 2008, 14:52 »
Farklı boyutlarda hissettiğimiz “Gün Doğmadan Az Önce Olan Zaman”ı yaşıyoruz. Yeni şahikaların eşiğinde; bir kapının önünde...
-Noktürn’ün klibi tesadüf olmasa gerek... Hiç birinin olmadığı gibi...-

Yanımızda götüreceğimiz ezgilerden dem vurmuştuk, özümsenmiş geçmişin fırlatma rampası eşiğinde...
Yukarıdaki mesajlarda tek cümlenin ardından başlayan düşünsel ve lirik serüvenin devamı; zamansız sıralarla gelecekti. Gün’e karışmadan diğerlerinin tam zamanı şimdi...

Yine; uzunca bir yazıya sabrınız var ise; buyrun...
Bir cümlenin peşinde külliyatın farklı pencereleri ve müzikal yetkinliğinden yansıyan hissedişlere... 


Tam bitti derken, bitti mi gerçekten ?...
Herhangi bir müzikal yaratım çalışmasının az çok içinde yer alanlar bileceklerdir. Süreçlerin üzerinde tekrar tekrar ilerlerken basılan her nota sanki bir sonraki tekrarda bambaşka bir yerden ses vermesi gerekir hisler yaratır. Yaratı sancısının labirentlerinde daha mükemmeli arayışın hezeyanları olsa gerek.

Sonsuzluk Notaları’nın gizemli dokunuşlarını bulup çıkarmaya çalışmak da inanılmaz bir serüvendir. Bir “Gemiler Döner Geriye” parçasının solosunu aynı tonda ve senkronla yakalayınca anlatmak istediğim anlamda bu içsel eşleştirme ayaklarınızı yerden kesebiliyor... Aslında bunu tanımlamak ve “Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler...” le birleştirdiği noktayı aktarmak oldukça zor. Bir hissedişi yazmak... Yazmaya çalışmak...
Böylesi bir sanatçının ışığında küçücük bir zerre olmak bile kafidir satırlar arasında. Bunlar ki; tamamen nacizane içsel izdüşümler. Bir pencereden...
 
Doymak bilmez bir açlıkla yazmak dahi yetmiyor bazen. Işığında açılan algılardan yansıyanlar, titreşen tellerin manyetikleri arasından dökülüyor kimi zaman, kendiliğinden... Sonsuzluk Notaları’na dokunmaya çalışmak ayın “diğer yüzüne” Apollo 11 inişine benziyor. Elbette kendimce... Sınırlı algılarım ve kabiliyetimce... Bilinen’in bilinmeyen yüzüne, kendimce büyük adımlar... Hayranlıkla dolaşılan ezgi galerilerine dönüşen notalar...  Sonrası, kesintisiz huzur süzülüşleri... Kendi kendine uçuş dersleri...

Benzer tınılarda tek başıma düzenlediğim yada düzenlemeye çalıştığım denemelerde oluyor bazen. Bu süreçlerden geçerken “bu parça başka türü olabilir miydi ?” sorusu içimde hep biryerlerden varlığını hatırlatmıştır. Tam “bitti”derken, “bitti mi gerçekten” sorusu “herşeyi yıkıp tekrar kurduğunda bambaşka olurdu” yanıtını verir hep bana...  Bu yüzden son noktayı koymak bir yaratı sürecinin en karmaşık yönü gibi...  -yanlış anlama olmasın- Bu son sözünü ettiklerim, Sonsuzluk Notaları’nın dışında kendimce yuvarlandığım denemeler için geçerli elbette.

Bu uzun girişin ardından;
Uçuşurken bütün bu düşünceler zihnimde; “Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler...” dedi Işık Dost; parçanın finalinde...  -kimbilir kaçıncıydı-
O an bir şimşek çaktı, hep o son noktayı koyma açısından kıvrandığım herşey film şeridi gibi geçti bu cümle içerisinde.... 
Yukarıda belirttiğim anlamlarla, Gül Kokulu Çeyiz Sandığı’nın finalinde teknik olarak “son nokta” nasılda mükemmel incelikte bir espiri ve zeka ürünü olarak yerleştirilmişti. Bir mücevher gibi....

Şarkının söz örgüsüne ve parçanın teknik işlenişine müthiş bir göndermeyle finali gerçekleşiyordu. Tamamlanınca eksik kalma durumu, tamamlıyordu parçayı....
İşte bu yüzden Gül Kokulu Çeyiz Sandığı açılınca, o yolculuk bitmiyor, bozulmadan değişiyor; aynı kalarak başkalaşıyor; ama hiç bitmiyor.
“Her şey, her an sonsuz bir değişim halindeyse bence bu yolculuğun güzelliği,
hiçbir boyutta hiçbir şekilde kesin bir varış ve bilgelik noktası olmayışıdır.” *





Nurdan kanatlarında ötelerden süzülen...
Söylemlerin baktığımız yere göre şekillenen farklı renklerdeki anlamları ile ilgili yine “Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler...” cümlesi bambaşka desenler çiziyor, gül kokulu koridorun duvarlarında...

Bir önceki teknik önermeyi de kapsayacak şekilde, parçanın finali için cümleye daha farklı bir açıdan bakarak;
1990 yılında Işık Dost’un bir röportajından küçük bir alıntı.

“.......
... Ben oluşturduğum üretimleri bir vahiy gibi kabul ediyorum, bir anda geliyor. Blok halinde sözüyle, müziğiyle geliyor ve ben onu sonradan müzik bilgim değiştirmeye, matematikselleştirmeye müsait olmasına rağmen bunu yapmayı o gelen üretime saygısızlık olarak kabul ediyorum. ....
......” **


Böyle bir deyişin ardından; nurdan kanatlarını çırpa çırpa ötelerden süzülen en doğru kainat giysileriyle donatılmış Gül Kokulu Çeyiz Sandığı’nın sonuna; bundan daha güzel bir final yakışabilir miydi ?
“Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler...”



Son söz;
Paylaştıklarım kendisini anlatıyor, küçücük nokta içinde bir gizli nüve...
Tüm bunlar, bir cümlenin ardından bütün bir külliyatın içinde kaybolup, kendi içime dönüşlerden yanımda getirdiklerimdi.  Bunlar ki; tamamen nacizane içsel izdüşümler. Bir pencereden... Yolculuk bitmeyecek. Elbette bunların dışında, sizin yüreklerinizde de kimbilir ne ışık yansımaları vardır ?




Her türlü üretimlerinin parıldadığı 35 yıla yayılan ışıltılar içinde, bırakınız bir parçayı yada bir yazıyı;  Bir cümle veya bir nota bile sizi bir anda bastığınız yüz ölçümlerinden çok çok ötelere taşıyabiliyor.
Yayılan sonsuz enerjiden yansıyan renkler; titreştirdiği yüreklerin her birini bambaşka anlamlara uyandırabiliyor.

Bir Küçük Düşünce’nin Yürek Büyüsü...

Kendisinin ve Zarif Eşi’nin üretimlerini; zaman ve mekanın olmadığı boyutta; -kainatla içiçe- böylesi biricik eserler yapan asıl evrensel “sır” bu sanırım.

Şekillerden azade buluştuğumuz sonsuzluklara;
                                             Işık ve sevgiyle...












* “Işık ve sevgiyle...”  İlhan İrem / Fenomen Dergisi
** “Beni Müzikal Hatalar Yarattı”  Orhan Kahyaoğlu/Boom Müzik/ Şubat 1990

Çevrimdışı atlantis

  • DMT
  • *
  • İleti: 9
Ynt: Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!
« Yanıtla #6 : 06 Mayıs 2008, 15:18 »
 

     Simsiyah kainattaki tek mavili gezegende bir garip ALACAKARANLIĞIM...Artık içimden çıktım ve etrafımdaki bu anlamsız kalabalıktaki fazlalığımın bir anlamı da var...!!   İlhan-i insan-i yolundan bana gelen davete belki ben geçiktim ama tam hedefi buldu CENNET İLAHİLERİ.....
ÜSTAD her bir notayla, sesiyle ruhumun konuğu hoş geldin. Işığın içimi açtı, öyle ki dışıma çıktım. Her birimiz için özel ve güzeli dinledikçe tanımasakta birbirimizi bütünleşiyoruz. Varlık yasalarını bile bilmeyen insan görünümündeki herhangi birşeylerden ışık hızıyla uzaklaştık, çoğu uzaklar yakın oldu... Dönüşüyoruz durmadan. dönüyoruz dünya gibi bıkmadan..
               
                   Rakkamların esiri olmuş insanlar,
                   Sevgi gül dalında ki dikene asılı,
                   Yürek atımı uzağımdan bir ses beni çağırıyor
                   YİNE KENDİNLE KALACAKSIN BENSİZ.... 
                   TAMAMLANINCA EKSİK KALIYOR HERŞEY(gerçekten)               
                                                                                                 IŞIK VE SEVGİYLE
                   
sonsuz maviliklerle

Çevrimdışı SARE

  • ..
  • *
  • İleti: 14
Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler!
« Yanıtla #7 : 10 Mayıs 2008, 17:11 »
Kabuklar yeni/Kabuklar çook eskilerden.
Sevmek için çok geç/Ve Nefret etmek içinse çok erken.







Belki yalnız kendi dünyanın, belki de tüm dünyanın sonunu hazırlamış olacaksın!

Ama biliyor musun?

Bu Gül'ü  koparıp onu vatanından uzağa gömdüğüne,

Hep pişman Olacaksın!

 

usa online pharmacy