Gönderen Konu: Simurg Kuşu  (Okunma sayısı 4761 defa)

Çevrimdışı Atk

  • ..
  • *
  • İleti: 335
    • Bütünün bir parçası
Simurg Kuşu
« : 30 Ocak 2007, 18:29 »
Simurg benim İrembağı için yaptığım bir benzetmedir. Yol uzun, meşakkatli. Yolun sonunda bizi bekleyen çok güzel şeyler var. Umarım ulaşabiliriz güzel sona...

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

Baykuş yıkıntılarını özlemiş,

Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

"SİMURG  - Otuz Kuş" demekmiş.

Bu tarz efsaneleri paylaşalım derim...

Işıkve Sevgiyle
Üyenin isteği üzerine üyeliği durdurulmuştur.

Çevrimdışı clockworkmonkey

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 2
Ynt: Simurg Kuşu
« Yanıtla #1 : 31 Ocak 2007, 02:05 »
Madem Feridun Attar'ın Mantık Ut Tayr'ından başlandı. Ben de bir kıssa anlatabilirim.
İlhan İrem'im son albümündeki Aşk Kapılarını dinledikçe kapılıyorum gidiyorum, neyse.
Aynı kitabın İngilizce çevirisinde şöyle bir kıssa anlatılır:

Bir gün Hz. Rabia bir adam görür, adam: "Allahım aç kapılarını" diye yakarmaktadır. Rabia'da ona "Kapılar ne zaman kapandı ki" diye yanıtlar.
Yorum: Siz kapatmadıktan sonra kapılar asla kapanmaz.
ayrılıkların da sonu var

Çevrimdışı thanados

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 36
Ynt: Simurg Kuşu
« Yanıtla #2 : 31 Ocak 2007, 16:25 »
Hoş geldin clockworkmonkey.

Bir de Mevlananın hikayesin vardır;

Hikayede bir kargayla bir leyleğin beraberce koşup uçmakta olduğunu görür Mevlana.
Buna hayret eder, meraklanır yanlarına varır görmek için, nedir bu iki ayrı türü bir arada tutan, bakalım aralarındaki kadr-i müştereke ait emare bulabilir miyim, diye hallerini araştırmaya koyulur.

Hayretle yanlarına yaklaşınca görür ki ikisi de topal!
gecede bile gölgeler ararsın
sokaklarda yankılanır bütün
düşlerinin ayak sesleri

Çevrimdışı B.I.R

  • ...
  • *
  • İleti: 87
Ynt: Simurg Kuşu
« Yanıtla #3 : 01 Şubat 2007, 00:48 »
                                                  WO
Bir zamanlar adina WO diyecegimiz bir insan vardi. WO nun cinsiyeti bu oyku icin önemli degildir.
     Kulturundeki tum insanlar gibi WO da bir evde yasiyordu, ama o sadece icinde yasadigi kendi odasiyla ilgileniyordu. Odası guzeldi ve onu o halde tutmaktan o sorumluydu... ve o da oyle yapiyordu...
     WO iyi bir yasam surdu; o asla aç kalmazdi, cunku yiyecek boldu. O asla usumezdi, cunku daima ortunecek biseylere sahipti. WO buyurken kendi hakkinda cok sey ogrendi. O kendisini mutlu ettiren seyleri ogrendi, ve o duvarina asip baktiginda onu mutlu eden nesneler bulurdu. WO ayrica kendisine uzuntu veren seyleri ve uzgun olmak istediginde bu seyleri duvara nasıl asacagınıda ogrendi. WO ayrica onu kizdiran seyleri ogrendi, ve duvara asip kizgin olmak istediginde bakabilecegi seyler buldu.
      Diger insanlar gibi, WO'nun da bircok korkusu vardi. O, hayatta temel seylere sahip oldugu halde diger insanlardan ve belli durumlardan korkuyordu. O, degisim yaratacak insanlardan ve durumlardan korkuyordu, cunku kendisini alisik oldugu gidisat icinde guvende hissediyordu ve onu bu hale getirmek icin cok calismisti. WO sakin ve istikrarli odasina, hakim olabilecek durumlardan ve bu durumlari idare edecek insanlardan korkuyordu.
      O, Tanri hakkinda diger insanlardan bir seyler ogrenmisti. Onlar ona bir insan olmanın, cok kucuk bir sey oldugunu soylemislerdi, ve WO da buna inanmıstı. Her sey bir yana, o cevresine baktiginda milyonlarca insan, ama sadece tek bir Tanri goruyordu. Ona, Tanri'nın her sey, kendisinin ise bir hic oldugu, ama samimiyetle dua eder ve durust bir yasam surerse Tanri'nın sonsuz sevgisi icinde onun dualarina karsilik verecegi soylenmisti. Boylece WO, dindar bir insan olarak, korktugu insanlarin ve durumlarin degisiklik yaratmamalari, boylece odasının degismeden kalabilmesi icin Tanri'ya dua etti... Ve Tanri WO'nun bu duasini kabul etti.
       Kendisine bir bicimde nahos seyler hatirlattigi icin WO gecmistende korkuyordu; boylece o bu seyleri onun belleginden silinmesi icin Tanri'ya dua etti... Ve Tanri WO'nun bu dilegini de kabul etti. WO ayrica, degisim potansiyeli tasidigi, karanlik ve belirsiz oldugu icin gelecekten de korkuyordu. WO, bu kez gelecegin onun odasina degisim getirmemesi icin Tanri'ya dua etti... Ve Tanri onun bu ricasini da kabul etti.
        WO asla odasinin uzak koselerini arastirmadi, cunku bir insan olarak gercekten ihtiyac duydugu her sey bir kosede bulunuyordu. Arkadaslari onu ziyarete geldiklerinde onlara gosterdigi kose burasiydi... Ve burasi ona yetiyordu.
        WO 26 yasindayken ilk kez odasinin obur kosesinde bir devinim sezinledi. Bu onu cok korkuttu ve o hemen Tanri'ya onu uzaklastirmasi icin dua etti, cunku bu devinim onun odada yalnız olmadigi anlamina geliyordu. Bu kabul edilebilir bir durum degildi. Tanri WO'nun duasini kabul etti ve devinim sona erdi, ve WO artik ondan korkmadi.
        WO 34 yasina geldiginde devinim yeniden basladi, ve yine WO onun kesilmesini istedi, cunku cok korkuyordu. Devinim durdu, ama bu sirada WO o kosede daha once hic fark etmedigi bir sey gordu... orada bir kapi vardi!! Kapinin uzerinde garip bir yazi vardi, ve WO bunun ima ettigi seylerden korktu.
        WO dini liderlere bu garip kapi ve devinim hakkinda sorular sordu; onlar da o kapiya yaklasmamasi icin WO'yu uyardilar, cunku o olum kapisiydi, ve eger merakini yenemeyip o kapiyi acarsa kesinlikle olecekti. Onlar ona ayrica, kapinin uzerindeki yazinin da seytani bir yazi oldugunu ve ona bir daha asla bakmamasini soylediler. Onun yerine, onun kendileriyle rituellere katilmaya ve yetenegini ve kazancini gruba vermeye tesvik ettiler... Ve boylece selamette olacagini soylediler.
        WO 42 yasindayken devinim yeniden basladi. WO bu kez o kadar korkmamasina ragmen, yine de onun kesilmesini istedi... Ve istegi oldu. Tanri dualarini tumuyle ve cabucak yanitliyordu. WO dualarinin sonuclarindan dolayi kendini guclenmis hissediyordu.
         WO 50 yasindayken hastalanip oldu, ve oldugunun gercekten farkina varmadi. O kosedeki devinimin yeniden basladigini fark etti ve yine onun kesilmesi icin dua etti; ama bu kez devinim sona erecegine tam tersine daha belirgin hale geldi ve ona daha cok yaklasti. WO korkuyla yatagindan kalkti ve fiziksel bedeninin yatakta kaldigini ve kendisini artik ruh formunda oldugunu gordu. Devinim yaklastikca WO onu bir bicimde tanimaya basladi. Bu kez korkmak yerine meraklanmisti, ve ruh bedeni her nedense ona dogal gorunuyordu.
         WO simdi o devinimin aslinda ona yaklasan iki varlik oldugunu gordu. Beyaz figurler yaklastikca iclerinde bir ısık varmis gibi parildamaya basladilar. En sonunda onun onunde durdular, ve WO onlarin ihtisami karsisinda sasirip kaldi... Ama korkmadi.
         Figurlerden biri WO'ya hitap ederek, 'Gel,sevgili varlik,artik gitme zamani.' dedi. Figurun sesi yumusak ve tanidikti. WO hic duraksamadan ikisiyle birlikte yurudu. Donup arkasina, yatakta uyur gorunen cesedine bakarken... Tum bunlarin ne kadar tanidik oldugunu hatırlamaya basladi. Olaganustu bir duyguyla dolmustu, ama bu duyguyu izah edemiyordu. Varliklardan biri elini tutup, onu dogruca uzerine o garip yazinin bulundugu kapiya goturdu. Kapi acildi ve iceri girdiler.
         WO kendini her iki taraftaki odalara acilan kapilarin yer aldigi uzun bir koridorda buldu. Kendi kendine, 'Bu gercekten de sandigimdan cok daha buyuk bir evmis!!' diye dusundu. WO 1.kapinin uzerinde cok garip yazilarin bulundugunu fark etti. Beyaz varliklardan birine, ' Sagdaki bu ilkkapinin ardinda ne var?' diye sordu.Beyaz figur, tek bir soz soylemeden kapiyi acti ve WO'ya girmesini isaret etti. Wo iceri girergirmez saskinlik icinde kaldi. Oda tabandan tavana dek onun en cilgin hayellerini bile asan hazinelerle doluydu!! Orada altın kulceler, inciler ve elmaslar yıgılıydı. Sadece tek bir kosede bile tum kralliga yetecek kadar yakut ve degerli taslar. WO ısıldayan beyaz varlıklara baktı ve 'Burasi neresi?' dedi. Daha iri olan beyaz varlik konustu ve dedi ki; 'Burasi senin BOLLUK ODAN'dir, eger hayatinda buraya girmek isteseydin... O simdi aittir ve gelecektede daima senin olarak kalacaktir. WO bu bilgi karsisinda hayrete dusmustu.
         Koridora donduklerinde, WO sol taraftaki ikinci odada ne oldugunu sordu... Bu,uzerineki yazilarin bir bicimde anlam ifade etmeye basladigi bir baska kapiydi. Beyaz varlik odanin kapisini acarken, ' Burasi senin HUZUR ODAN'dir, eger kullanmayi isteseydin...' dedi. WO odaya girdiginde buyuk bir huzur ve rahatlik duygusuyla dolup tasmisti, ve bir daha asla korkmayacagini biliyordu. O daha once hic duymadigi bir huzur duyuyordu. O orada kalmak istiyordu, ama diger varliklar ona yol devam etmeleri gerektigini isaret ettiler ve hep birlikte uzun koridor boyunca ilerlemeye basladilar.
         Sol tarafta bir baska kapı vardi. WO, 'Bu oda nedir?' diye sordu. Beyaz varlik 'Burasi sadece senin girebilecegin bir yerdir.' dedi. WO odaya girer girmez tum varlıgı kristal bir ısıkla doldu. Ve O bunun ne oldugunu hatirladi. Bu WO'nun kendi ozu, aydinlanmasi, gecmis ve gelecek bilgisiydi. Bu WO'nun ISIK ve SEVGI odasiydi.WO sevincle agladi, ve cok uzun bir zamandir ilk kez gercegi ve isigi icine massederek oylece durdu. Beyaz varlıklar ise onu disarida sabirla beklediler.
         En sonunda WO tekrar koridora cikti. Degismisti. Kendisine eslik eden varliklara bakip onlari tanidi. Dogal bir bicimde, 'Siz Rehberlersiniz' dedi. 'Hayır' diye karsilik verdi daha iri olan varlik, sonra 'Biz SENIN Rehberleriniz.' dedi. Sonra tam bir sevgiyle devam etti, 'Biz senin dogumundan beri, tek bir nedenden oturu buradaydik; seni sevmek ve kapiyi gormene yardim etmek icin. Oysa sen korktun ve bizden geri cekilmemizi istedin ve biz de geri cekildik. Biz sevgiyle senin hizmetindeyiz, senin enkarnasyon ifadene saygi duyuyoruz.' WO onu sozlerinde hic kinama hissetmedi. Onlarin kendisi yargilamadiklarini, ona saygi duyduklarini anladi ve sevgilerini hissetti.
         WO kapilara bakti ve simdi onlarin uzerindeki yazilari okuyabildigini farketti! Korior boyunca yururken uzerinde SIFA,KONTRAT yazan yazilar gordu, birinin uzerinde de SEVINC yaziyordu. WO bu koridorda istediginden cok daha fazla sey gordu, cunku koridor boyunca siralanan bazi kapilarin uzerinde dogmamis cocuklarinin isimleri vardi... Ve hatta birisinin uzerinde DUNYA LIDERI yaziyordu. WO neyi kacirdigini anlamaya baslamisti. Ve onun dusuncesini okurcasina rehberler soyle dediler: 'Ruhuna sitem etme, cunku uygun bir sey degildir ve ihtisamina hizmet etmez. 'WO bunu tam olarak anlamadi. Basini cevirip koridorun giris kapisina bakti ve kapinin uzerindeki, baslangictaki onu korkutmus olan yaziyi gordu. O yazi bir isimdi!... ONUN ismiydi, gercek EVRENSEL ismiydi... Ve simdi O tam olarak anlamisti.
         WO artik rutin programi biliyordu, cunku simdi her seyi hatirliyordu, ve O artik WO degildi.O rehberleriyle vedalasti ve sadakatlerinden oturu onlara tesekkur etti. O orada uzun bir sure onlara sevgiyle bakarak durdu.Sonra donup koridorun sonundaki ISIGA dogru yurumeye basladi. O daha once de burada bulunmustu.
         O daha once nerelerde oldugunu, ve nerye gitmekte oldugunu biliyordu. O,YUVAYA donuyordu!

         O , ISIGA ve SEVGIYE DONUYORDU!


[Kryon/Lee Carroll- Bir İnsan Gibi Düşünmeyin - Don't Think Like a Human]
SEVGİMİZ TÜM EVRENİN ÜSTÜNE....
IŞIK VE SEVGİYLE...

Çevrimdışı efsun_i

  • Melek Tozları
  • *
  • İleti: 352
    • Kanat Sesleri
Ynt: Simurg Kuşu
« Yanıtla #4 : 01 Şubat 2007, 00:59 »
Bir kaç gün önce okudum bu metni ve bana Lee Carroll'un Yuvaya Yolculuk isimli kitabını anımsattı, tavsiye etmek isterim herkese...

Yolu ve yolculuğu zaman zaman düşünüyor insan.
Ama nereye gittiğini düşünürken ya da gitmemek için uğraşırken bir yerlere, kapıları açıp bizim olanlarla yüzleşmek, yaşananları anda özümsemek ne güzel...

İlhan İrem'in bir sözü geliyor hemen aklıma "Yolculuğun keyfini çıkar"...

Işık ve sevgiyle...
Işık ve sevgiyle...

Çevrimdışı Shalamar

  • Melek Tozları
  • *
  • İleti: 705
Ynt: Simurg Kuşu
« Yanıtla #5 : 01 Şubat 2007, 01:16 »
Bir kaç gün önce okudum bu metni ve bana Lee Carroll'un Yuvaya Yolculuk isimli kitabını anımsattı, tavsiye etmek isterim herkese...

Çünkü yazı aynı kaynaktan çıkmış... ;)

Sevgili B.I.R,
Alıntınızı daha önce Yahoo mail grubunda da ilgiyle okumuştum. Buraya aktarırken kaynağı da eklerseniz sevinirim...

Işık ve Sevgiyle...


Çevrimdışı B.I.R

  • ...
  • *
  • İleti: 87
Ynt: Simurg Kuşu
« Yanıtla #6 : 01 Şubat 2007, 09:19 »
   Haklısınız dostlar :) Bundan sonraki alıntılarımda kaynak göstermeye daha özen göstereceğime emin olbilirsiniz.
   WO meseli KRYON adlı Dünya'nın manyetik hizmetinden sorumlu göksel varlık tarafından medyumik kanal vasıtasıyla LEE CARROLL'a yazdırılan, şuan için 8 kitaplık bir serinin 2. kitabı olan 'BİR İNSAN GİBİ DÜŞÜNMEYİN' nin 82.sayfasında yer almaktadır.
SEVGİMİZ TÜM EVRENİN ÜSTÜNE....
IŞIK VE SEVGİYLE...

Çevrimdışı B.I.R

  • ...
  • *
  • İleti: 87
Zümrüd-ü Anka Efsanesi
« Yanıtla #7 : 27 Mayıs 2007, 14:30 »
   Binlerce kuş hep birden Mezopotamya ovalarında kızıl kanatlarını çırparak, coşkun bir nehrin akıntısı gibi arkalarında kurşunî bulutlarıyla süzülüp gittiler. Kurşun rengi toz bulutunun binlerce çeşit, binlerce renk, binlerce ötüşlü meltem kanatlı kuşları; nazlı gelinler gibi süzülüp, bin renk çiçeğin, bin renk kokusuyla bezeli ovaların on bin yıllık ağaçlarının yorgun dallarına konarak, dağlarda dolaşan bir ozanın büyülü kavalına kulak kabarttılar. Ozana büyülü sesli bir kuş eşlik ediyordu. Kuşun büyülü ötüşü ozanın kavalını tanrının kutsal ışığına dönüştürdü. Kuşun sesini ancak kalbi temiz olanlar, yüreği iyilikle dolu yanık sesli ozanlar duyabilirdi. O ozanlardan biri ve hiç kuşkusuz en önde geleni de Mezopotamya'nın yakıcı güneşi altında kavruklaşmış teni, sırma bıyıkları, ceren gözleriyle Mir Mehmet'ti.

   Mir Mehmet, binlerce kuşun arasında sesi yüreğini paralayan bu büyülü kuşu aramaya başladı. O, sese yaklaştıkça, ses ondan uzaklaştı. Ses ondan uzaklaştıkça Mir Mehmet ona koştu. Ses onu günlerce peşinden sürükledi, durdu. Mir Mehmet günlerce haftalarca aylarca yol alıp, dağlar, tepeler, ovalar göller aştı ancak bir türlü sese ulaşamadı. Büyülü sesin sahibi kuş, ozanı ısrarla çağırıyor, ardı sıra avare aşıklar gibi sürüklüyordu. Mir Mehmet gittiği her yerde sesin sahibi kuşu arıyor, gördüğü herkese onu soruyordu. İnsanlar da ona bu kuşa asla ulaşamayacağını, böyle bir kuşun hiç var olmadığını, onu aramayı bırakması gerektiğini söylüyorlardı. Ama kuşu bulursa da ölümsüzlüğe ulaşacağını ekliyorlardı.

   Mir Mehmet kuşu aramayı ısrarla sürdürdü. Önce Amanoslar'a gitti, çıkmadığı tepe, geçmediği dere kalmayana kadar aramaya devam etti.

   Oradaki bataklıklarda Flamingolar'ı gördü. Önce büyülü kuşa benzetti onları ama çok geçmeden aradığı kuşun bunlar olmadığını anladı ve umutsuzca memleketine dönmeye karar verdi. Aylardır görmediği babasını konaklarının önünde kendisini beklerken buldu. Sıkıca sarıldı babası Mehmet'e.

   Babası oğlunun onuruna günlerce süren şölenler yaptırdı. Daha sonra baba oğul dertleşmeye koyuldular. Babası ona aradığı kuşu görüp görmediğini sordu. Mehmet derin bir üzüntüyle görmediğini ancak onu yine arayacağını ve mutlaka bulacağını söyledi. Babası da şöyle dedi oğluna: "Oğlum, eski ozanların her biri bahsetmiş bu kuştan ancak sesini duyan olmuşsa da şimdiye kadar kimse görememiş. O kuşu aramaktan vazgeç artık."
 
   Mehmet babasının nasihatlarına şöyle karşılık verdi;
   " Kuş beni çağrıyor baba, vazgeçmem onu aramaktan."

   Mir Mehmet bir müddet sonra tekrar düştü yollara, büyülü sesin sahibi kuşu bulmaya çıktı. Önce Yezidiler'in kutsal topraklarına düşürdü yolunu, Laleş'e vardı. Çok iyi ağırladılar ozanı. Mir Mehmet, Mezopotamya'nın bu kara bahtlı halkını uzaktan duymuş ve haklarında çok şey öğrenmişti. Onların mutlaka kuşun yerini bileceklerini düşünüyordu. Ne de olsa onlar da bir kuşa vermişlerdi gönüllerini, avuçlarını açmış kutsamışlardı Melek-î Tavus'u. Ancak maalesef Mezopotamya'nın bu cefakar insanları da ona yardımcı olamamışlardı. Bu kez yüzünü batıya çevirmişti. Binlerce hurmalığın şıra kokusuna kestiği bir coğrafyayı taramaya başladı. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.

   Artık Mir Mehmet'i bir yorgunluk sardı. Bitkinlikten iki büklüm olup düştü durduğu yerde.

   Bir süre sonra üzerinden binlerce rengin bir araya geldiği dev bir gölge belirdi. Gölgeyle birlikte yine o kutsal kuşun sesini duydu ve hızla gölgenin sesinin ardından koşmaya başladı... Gölge hızlandı, ozan da hızlandı. Ses uzaklaştıkça ozan ardından koşmaya başladı. Ancak Mehmet'in yorgun bedeni dayanamadı ve yere yığıldı. Kendinden geçen Mehmet'i saatler sonra bir çoban su vererek uyandırdı. Çoban; "Sen de mi o kuşu arıyorsun?" diye sordu. "Evet" dedi Mehmet ve sordu; "Uçan dev gölgeli kuş o muydu?" Çoban; "Bilmiyorum, emin değilim" diye cevap verdi.

   Mir Mehmet tekrar yola koyuldu, ormanlar aştı. Günler sonra Koçerlerin yaşadığı ovalara vardı. Kıl çadırlarda ağırladılar ozanı. Konuksever Koçerler günlerce onu konuk edip güçlendirdiler.

   Günler sonra bin renkli, bin kulaç kanatlarından daireler çizerek yeryüzüne inen kuş sürüsünü yine gördü ozan. Kuşlar Mezopotamya ovalarında nazlı nazlı süzülüyorlardı.
Ozan yine o büyülü kuşun ardına düştü. Ve sonunda nihayet arzusuna kavuştu. Heyecanla bağırdı; "İşte orda, vallahi de, billahi de o kuş işte, bin ötüşlü kuş işte" dedi.

   Koçerler hep bir ağızdan karşılık verdiler ona; "Hayır o değil, biz ötüşünü duymuyoruz. Duysaydık cenneti yaşar, ölümsüzlüğü tadardık.

   Mehmet ısrarla kuşun ardından gitti, yine dereler tepeler aştı, yollar katetti, ama yine kaybetti kuşun izini.

   Mir Mehmet, Torosları, Amanoslar'ı, Çukurova'yı dolaşmış, Dicle ve Fırat'ı aşmış Cudi, Zagros, Sincar, Abdülaziz dağlarında dezmediği yer bırakmamıştı. Bir türlü kararından vazgeçmiyor, yine dağlar tepeler aşıyordu. Gittiği her yerde Mezopotamya'nın kaval sesi kadar yanık sesli ozanları ile karşılaştı. Ozanların yanık ezgileri yüreğine cesaret, bedenine güç verdi ve kararlığını sürdürmesine yardımcı oldu.

   Mehmet, günler sonra ulaştığı köyde dinlendikten sonra o kutsal ötüşlü kuş için yaktığı türküleri okumaya başladı. Yanına nur yüzlü yaşlı bir ozan geldi. "Sen Mir Mehmet'sin" dedi ve durdu yanı başında Mehmet'in. Mehmet şaşırmış halde ihtiyara baktı ve cevap verdi; "Evet benim" dedi.

   Yaşlı ozan, Mehmet'in yanına oturarak konuşmasına devam etti, "Senin aradığın kuşu biliyorum. O kuş Zümrüd-ü Anka'dır..." Mehmet heyecanla kulağını ve gözünü yaşlı ozana verdi. "O bütün kuşların hükümdarıdır. O'nun yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindedir. Oraya varmak için yedi dipsiz vadi aşman gerekir. Ona ulaşmak isteyen kuşlar beş vadi aşamadan telef oluyorlar. O, sadece bir insan oğluna bakıp dost olmuş, o da kendi eliyle büyüttüğü Rüstem'in babası Zal'dır." Mehmet, yaşlı ozanın anlattıklarından çok etkilenmişti. O günden sonra güzel sesli Zümrüd-ü Anka için türküler okudu ve Hz. Süleyman gibi bütün kuş dillerini öğrendi. O, artık kuşların Miri'ydi. Ozan Mir Mehmet'ti...
SEVGİMİZ TÜM EVRENİN ÜSTÜNE....
IŞIK VE SEVGİYLE...

 

usa online pharmacy