Gönderen Konu: Sanat ve Toplum  (Okunma sayısı 48527 defa)

Çevrimdışı yitik_savasci

  • 1.nesil
  • *
  • İleti: 70
Sanat ve Toplum
« : 08 Mart 2007, 18:35 »
Yıl 1970'lerin ikinci yarısı...
Köyden kente göçüşün en hızlı yılları.İnsanlar yeni yaşam standartlarının peşine takılıp sürüklendiler büyük şehirlere...Kendi kültürlerini de sürüklediler arkalarında.Her büyük şehir bu göçlerle daha bir büyürken,aynı şehirde yaşayan insanlar arasındaki,kültürel uçurum da aynı oranda büyüyordu.Göç edenler önce kalacak bir yer buluyor,sonra karnını doyurmanın derdine düşüyorlardı.Karınları doyduğunda da yola çıkış amaçlarına yöneldiler.Yani Yaşam standartlarını yükseltmenin...Kimileri hızlı adapte oldu,bunu kolayca yapabildi.Kimileride daha yavaş,daha uzun zamana yaydı bu standartları yükseltme işini..Yola çıkmak için seçtikleri amaca ulaşmışlardı artık ve yolculuk tamamlanmıştı onlar için.Artık sadece bu standartlara sahip olmanın keyfi,ve birazda bunu kaybetme kaygısıyla yaşamaya başladılar.Ne zaman ki bu standardı yükselten insan sayısı çoğaldı,o zaman şehirler bu yeni sahiplerinin kültürüne teslim olmaya başladı.
Şehirler artık arabesk kokuyordu. Kendi sanatçılarını da ! Beraberinde getirmişti şehrin yeni efendileri... Çünkü var olan sanatçılar onları anlatmıyordu. ŞEhrin yeni efendilerine, kendileri gibi yani belli bir standardın altında yaşamış sanatçılar lazımdı. Bu eksiği dolduracak şarkıcılar ortaya çıkmakta gecikmedi. İbrahim Tatlısesler, Ferdi Tayfurlar mağarada doğduklarını söylediler. Tarlalarda nasıl çalıştıklarını söylediler ve ilahı oldular şehrin yeni efendilerinin... Bu efendiler onları yükselttikçe, kendilerini yükseltiyorlardı kendilerince. Aslında haksızda değillerdi. Bu şarkıcıların yükselişi, bu efendilerin yükselişiyle orantılıydı... Onları bu yüzden çok sevdiler. Bu sanatçılar ! Bunu bilinçli yapmamışlardı aslında. Bu onların doğallığıydı bir süre için. Sonrasında öğrendiler efendileri sömürmeyi...
Artık bu yeni efendiler yönetiyordu her şeyi. Onların değiştirmeye başladığı kültürel yapıya uymayan her şey bir bir yok oluyor, ya da pasifize oluyordu. Bir Ezginin Günlüğü, bir Gündoğarken, bir Yeni Türkü, Bir Düş Sokağı Sakinleri, bir İlhan İrem bu efendilerden olmadıkları için aslında bir döneme sanatsal bir damga vuruşları görülmüyordu... Bunu görebilen sadece şehrin eski sahipleri ve o eski sahiplerinden yaşam standardı dışında bir şeyler öğrenebilmiş pek az bir azınlıktı...
Sonra bu yeni efendiler uzunca bir süre amacına ulaşmış ve bu ulaşmışlığın keyfiyle yaşadılar. Sonra çocukları oldu efendilerin. Onlar o bir dönem reddettikleri sanatçılar gibi, kendilerinden daha yüksek bir standartta yaşamaya başladılar. Onların yaşadığı güçlükleri bilmediler. Bu yüzden her ailede kuşak çatışması denilen sorunlar başladı. Bu küçük efendiler, ailelerinden öğrendikleri fakir edebiyatını sevmemişlerdi. Çünkü onlar belli bir standardın üstünde başlamışlardı hayata. Ve belli bir standardın üstünde yaşayıpta, fakir edebiyatı yapmanın saçmalığını hissetmişlerdi. Hala bunu yaparak var olmaya çalışan ailelerinin sanatçılarını da sevemediler bu yüzden. Şehrin eski sahipleri o kadar azınlık olmuştular ki onlarla tanışıp bir şeyler öğrenme şansları da pek azdı. Ortada daha önce de yaşanan, çoğunluğun dünyasını anlatacak sanatçı eksikliği duyuluyordu yeniden. Bu ikinci kuşak şehrin efendileri de ailelerinden gördükleri arabeskten kopamıyor, yine de tam arabesk olamıyorlardı. Ve bu eksikliği de Mahsun Kırmızıgüller, Özcan Denizler, İbrahim Erkal’lar doldurdu. Adı da değişmişti arabeskin. Artık fantezi müzik oluvermişti. Aslında değişen çok fazla bir şey yoktu. Özünde arabeskti üretilenler. Sadece araya hızlı şarkılar konarak saf arabesk tadı verilmiyordu insanlara. Zaten Bu ikinci kuşak efendilerin istediği de buydu. Aileden gelen arabesk yapıyı silip atamıyor, ama tam arabeskte olamıyorlardı. Tam arabesk olmak artık demode olmuştu... Şimdi şehirlerde her şey bu kuşağın psikolojik yapısıyla yürüyordu. Ailelerinin Yola çıkış amaçlarını da baya ileri götürmüşlerdi. Artık standartlar ailelerinin hayal edebileceğinden fazlasına ulaşmıştı. Bu ikinci kuşak efendilerde görememişlerdi Ezginin Günlüğü'nü, Gündoğarken'i, Yeni Türkü'yü, İlhan İrem'i... Yani yaşam standardını değil de, insanın kişisel gelişim standardıyla ilgilenen bu insanları...
Sonra bir kuşak daha geldi.90’lı yılların ilk yarısında... İkinci kuşağın birinciye yaptığını, onlar kendi ebeveynlerine yapmaya başladılar. Fantezi müziği reddettiler. Onların standardı çok daha yüksekti. Ve artık sadece eğlenceye yer vardı. Artık her hüzün arabesk, her erdem felsefe olmuştu. Ve onların çoğunluk oluşunun simgeleyen şarkıcıları da Yonca Evcimik, Tarkan, Mustafa Sandal, Serdar Ortaç oldu. Yinede kurtulamadılar o ilk arabeskin etkilerinden. Ne kadar reddetseler de, aslında hala arabesk üretimler dinlemeye devam ediyorlar. Sadece şekli değişti arabeski bu dönemde. Artık eğlenceli arabesk oldu. Fakir edebiyatı yapmayan, ama bunu yapmamaya çok özen gösteren... Yani arabesk olmayan ama arabesk olmamak için yapılan bir müziği dinliyor bu son kuşak. (Yazıyı bitirmeye çalışıyorum ama olmuyor) :)
Şimdi yeni bir kuşak daha geliyor. Bir ileri yaşam standardında... Ama yaşam Standardı geliştikçe, bireysel gelişim standardı geriye gidiyor... Her yeni kuşaktan çok daha az insan Ezginin Günlüğü’nü, İlhan İrem'i anlıyor... Çünkü en başından amaç, yani yol yanlış çizilmişti. Ve toplum ne yazık ki bu yanlış yolu yürümeye devam ediyor. Hissedişleriyle farklılıklar yaratabilen istisnalar hariç...
Ve Ezginin Günlüğü, Yeni Türkü, Düş Sokağı Sakinleri, Bülent Ortaçgil, İlhan İrem bu azınlıkta kalmış, ama bireysel gelişimin standartlarını zorlayan insanların sanatçısı ! olmaya devam ediyorlar... Ama dikkat edin hepsi 70’lerden sanatçılar. Artık böyle sanatçılar çıkmıyor toplumdan. Sanatçılar toplulukların simgesidir... Ve artık yaşanan gerilik korkutucu boyutlara ulaştı. Oysa insan yaratılmışların en üstünü. İlhan Abinin konserde söylediği ''İstediğimiz her şeyi yapabilecek güce sahibiz''Bu cümle hayatın tüm sırrını içeren bir cümle. Bir insana verilebilecek en büyük mesajı taşıyordu.
Şimdi Yeni bir kuşak daha geliyor demiştim. Gelişinden belli bu kuşak ta daha geriye gidecek... Ama bir yerde bu yolculuk yön değiştirecek. Belki bizler göremeyeceğiz. Ama bunun olacağını bilmek bile güzel...(Bitirmek için güzel bir nokta. Eksik kalsa da anlatmak istediklerim.)
Onların sözlerini karıştıralım,birbirlerini anlamasınlar diye....

Çevrimdışı efsun_i

  • Melek Tozları
  • *
  • İleti: 352
    • Kanat Sesleri
Ynt: Sanat ve Toplum
« Yanıtla #1 : 14 Mart 2007, 15:16 »
Bulanık görüntüler beliriyor okurken...

Ne mümkün kalmak bir uçta... ne kadar iyi olan var ise, o kadar kötü olan olmak zorunda..
Kainatın sarkacı…

İnsan doğaya, kendine uzak oldukça, "dışa dönen" tarafını dinledikçe devam edecek...
İstekler, hedefler, oyunlar, alkışlar, sahneler olmasa, rüya da olmayacak...
Nasıl uyuyacağız?
Işık ve sevgiyle...

Çevrimdışı efsun_i

  • Melek Tozları
  • *
  • İleti: 352
    • Kanat Sesleri
Ynt: Sanat ve Toplum
« Yanıtla #2 : 14 Mart 2007, 15:43 »
Bir alıntı yapmak istedim bu mesajın devamında..

"Bu yüce sonsuzlukta soluk alan ve almayan her canlının, her olgunun, evrensel, ruhani, örgüzel bir bağı, bütünlüğü, işlevi vardır.
Hayat koşulları, yozluklar, yobazlıklar, deformasyona uğramış değerler, ilişkiler...

Toplumun ucuzlayıp sığlaşan talepleri karşısında, yumuşamış karınlara, sanatı, gizemi, evrenselliği, siyaseti, kendilerini kutsanmış ambalajlarda sunmaya uğraşan sahtecileriyle, üçüncü binyıla şuncacık zaman kala insanlığın kendini sıtırlamaya teşne hezeyanları hangi katastrofik boyularda olursa olsun... Bütün Dünya, şikayetlerimizi vitrinleyen hangi şeytansı yamuğa dönüşürse dönüşsün... Kainat örgüsünun şimdilik ve belki de, sonsuza değin koyu renk ilmiğini oluşturan insan türü, kaçınılmaz bir anlam içinde var!

Ve bu alacakaranlık çağa ışık partikülleri olarak serpiştirilmiş, gerçek insanlığın anlamını ve geleceğin aydınlık çehrelerini yansıtan canlar da var. Öte güzelliklerin anlamına varmış o insanlar, bu vahşi arenanın neresinde, hangi yeni düşüncelerin rampasında yenilenmiş olursa olsunlar; özlerini ve yola çıkış sebeplerini unutmamalılar! Tabii ki dünyevi kavgalardan kopmayacağız... Ama neden yaşadığımızın anlamım yitirirsek, tüm insani değerleri, düşünsel ve gönülsel açılımları dışlayan, sanal dünyaları da teknolojik nimetlerle donanmış, sevgisiz, doğasız, duyarsız yeni çağ insanlarına dönüşürüz."

İlhan İrem
Millenium'dan Haber Var!.. / Fenomen Dergisi - Kasım 1998
Tamamı; http://www.kanatsesleri.com/content/view/255/99/
Işık ve sevgiyle...

 

Benzer konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
6179 Gösterim
Son İleti 23 Kasım 2008, 03:35
Gönderen: disciple_of
0 Yanıt
30312 Gösterim
Son İleti 01 Aralık 2011, 13:10
Gönderen: ISIK YOLCUSU

usa online pharmacy